mutluluk

kim demis, ne zaman demis bilmiyorum ama cok dogru soylemis…

sadece mutlu olmak istenirse bu cok kolay ama biz diger insanlardan daha mutlu olmak istiyoruz ki bu cok zor.

cunku biz onlari olduklarindan daha mutlu saniyoruz…

23/02/2011

eskici dukkani

cok degil, 1 ay once ‘bazen kendimi eskici dukkani gibi hissediyorum, raflarim dolu tozlu gecmisle’ demisim. ne de dogru demisim…

bir mail ariyorum saatlerdir, bulamiyorum… daha eski butonuna basiyorum surekli, daha eski, daha eski, daha eski.
son sayfada 3 tane mail var, en eski sayfasinda. adi ustunde ‘en eski’!
neden oradalar, hic bir fikrim yok… unutulmus kalmis oylece…
bos gozlerle bakiyorum yazilanlara, zerre kadar bir sey ifade etmiyorlar artik..
oysa ki bir zamanlar ne kadar buyuk anlamlar ifade ediyorlardi… ne buyuk mutluluklarin kaynagiydi 3 satir yazilar…

tasinirken de yatagin altindan cikan defterde bir suru mesaj bulmustum… gelen mesajlari telefonda saklayamiyorum diye deftere gecirmis, bir de o defteri saklamisim.. n’apcaksin manyaklik parayla degil ki…

simdi okuyunca o mesajlari, mailleri, sanki hic yasanmamis, hepsi bir ruya gibi… garip olan seyse yasanirken de ruya gibiydi, hic gercekmis gibi gelmezdi…
buradan, o gunden bugune hic bir sey degismedi sonucunu cikarabilir miyiz peki?

ps: ben bu kafayla herseyden her istedigim sonucu cikaririm, sorun deel =)

06/02/2011

ask tesadufleri sever (mi?)

filmin adini ilk duydugumda ‘tamam’ dedim, ‘bu film benim filmimdir’. serendipitye inanci  sonsuz ve tesaduf takintili birine daha cok uyan bir film olabilir mi?
(kaldi ki tesaduf film daha gosterime bile girmeden ortaya cikti… dusundugum, kurcaladigim, hayal ettigim, sigindigim, inandigim, bildigim, bilmedigim ne varsa icimde, hepsini hakli cikardi yarattigi/yasattigi tesadufle)

o yuzdendir ki, cok anlam yukleyip gittim, cok farkli bir kafada izledim… izledigim deniz&ozgur’un hikayesiydi, ama aslinda degildi… ben vardim icinde, benim tesaduflerim vardi…
dolayisiyla benden beklenen performansi sergiledim ve filmden sis gozlerle ciktim =)

film guzel, film duygusal, film alip goturuyor, sasirtiyor ama filmi film yapan asil sey sarkilar!
ahh o sarkilar… ozenle secilip, o kadar guzel yerlestirilmisler ki, o sahnelerde tum duygular tavan yapiyor…

muslum gurses girdi acilista, ask tesadufleri sever diye… ‘hayat tekrarlari sever, yeniden baslamayi…’ 
bence oyle, bazilarimizia gore degil malesef…
goreceli butun bunlar, kisisine gore, kisinin nereden baktigina gore degisiyor.. degisti de zaten, baska turlusunu isterdim ama olmadi.. ortak payda belki de hic bulunamadi.

demir demirkan’i sevmem bile, ama oyle bir yerde ’zaferlerim’ dedi ki, daha anlamli gelemezdi.
‘dun gece hayata seninle yeniden dogdum!’
tanidik geldi bir yerlerden, kelimesi kelimesine degildi belki ama bir benzeri daha once kulagima calinmisti sanki… ya da bana oyle geldi, benim hayalimdi…

tnk – eylul aksami!
ayni sabaha uyanirken, kimbilir, ayni dusu gormusuzdur! olamaz mi? olabilir…
olmustur da zaten, olmustur…

redd’den nefes bile almadan trajikomik bir sarkiydi filmde bence ama o da tam yerindeydi.
‘orumcek gibi ordun zihnimi, dusundukce daha cok isterim seni’
oyle anlar oluyor ki beynimde bir ag olduguna inanabilirim… her sey iyi giderken bir an geliyor, oyle bir an ki beynin karincalaniyor. agri diyemeyecegin ama ismini de koyamayacagin bir his var kafanin icinde; yansimasi da kalbinde. ne dusunebiliyor, ne nefes alabiliyorsun.. seni hayata baglayan tum fonksiyonlar sifirlaniyor birden bire.. beyninin icinde bir seyler donuyor, heralde orumcek var, bir suru orumcek.. ve onlar aglarini oruyor…
ama tum bu tarifsiz, can sikici, can yakici hislere ragmen, degistirmiyorsun olan inancini bazi seylere… istemeye devam ediyorsun.. daha da cok istemeye!

kapanisiysa sebnem ferah’a vermisler, o da layikiyla yapmis bu isi, bitirmis!
bitmesi gerektigini bilmek, surekli bu karari almak, sonra basa sarmak, aralarda kaybolmak, cikis yolunu bulamamak…
ben de kapatiyorum artik, bir daha acmamacasina…

seni ararken kendimi kaybetmekten yoruldum
buldugumu zannettigimde kendimden ayri dustum
bu garip bir veda olacak, cunku aslinda hep icimdesin
ne kadar uzaga gitsem de gittigim her yerde benimlesin
soylenecek soz yok, gidiyorum ben…
hoscakal!
ben bir kisrak gibi gelmisin dunyaya
sahlanip kosmak icimde var
hoscakal!
biraz su biraz yesillik her yer benim evimdir
tasirim dunyayi sirtimda her dil benim dilimdir
soylenecek soz yok, gidiyorum ben…
hoscakal!
02/02/2011

hasmet’ten

”Aslı Gibidir” (Copie Confirme) filmini izlerken bir kez daha kafama dank etti. (Juliette Binoche’un oyunculuğuna müteşekkirim.) Kadınlar bir erkeği sevmiyor. Aslında o erkeği hiç yoktan bir sevgili olarak “doğuruyor” sanki! Yeniden dünyaya getiriyor! Zor, sancılı ve aşk kadar alabildiğine şefkat gerektiren bir süreç! Çoğu zaman “ölü doğum” la gerçekleşiyor bu süreç!

30/11/2011

hayal

hafif yagmurlu, sisli bir pazar gunu, uzak bir sehirdeki bir kopru ustu.
karsilasmisiz; fonda bizim sarkimiz…

hic bir sey soylemeden sadece sarilip, oylece duruyoruz…

hepsi bu!
sarki bitiyor, biz yok oluyoruz…

geride kopru kaliyor, islak ve tek basina…

23/11/2011

eski ben

her temizlikte sana dair birşeyler buluyorum çekmecelerde, kıyıda köşede, kalbimde… ne zaman sona yaklaştığımı hissetsem anılar çıkıyor bir yerlerden ve durduruyor beni. aldığım tüm kararlar yok oluyor birden bire, hepsi gerçekliğini yitiriyor.
 
ben değil miydim daha dün ‘farkındayım istenmiyorum artık eskisi gibi’ nutukları atan bi hastahane odasında. kısa sarı saçlı kadın anlayışlı gözlerle bakıyordu bana ‘herşeyin farkındasın, olması gereken bu’ derken. ‘istediği zaman neler yapabildiğini biliyorum çünkü’ dedim kendimi inandırmak istercesine ‘istediği zamanlarda neler neler yaptı. ne imkansızları başardı, ne engelleri aştı, ne duvarları kaldırdı içimde.’
 
annem dışarıda beni bekliyordu bu sefer; ‘ne kadar çok güldün’ dedi yeşil deri koltuklu odadan çıkınca. oysa ben hep gülüyorum o odada. anlattıklarım komik geliyor çünkü. ‘insanlar neler anlatıyor kimbilir, benim söylediklerime bak’ diyorum. kısa sarı saçlı kadın ciddiye almaz beni diye düşünmüştüm aslında ilk seferinde. ama senden çok dikkat ediyor; senin hakkında söylediklerime. bazen ‘yazık’ düşüncesi geçiyor gözlerinden, yakalıyorum. yakaladığımı farkedince benimle aynı hisleri paylaşan bir kadın olmaktan çıkıp beyaz önlüğünü giyiyor üzerine. doktor-hasta oluyoruz yeniden ve ben devam ediyorum saçmalamaya…
 
biliyorum ki çok iyiyim son zamanlarda, herkesin tahmin ettiğinden daha iyiyim. insanların ‘nasılsın?’ sorusuna ‘iyiyim, oldukça’ deyince şüpheyle bakıyorlar bana. ama artık bunu içten söyleyebiliyorum; hissederek. yakın zamanda şüphe de kalkacak gözlerinden, sormalarına bile gerek kalmayacak ‘nasılsın?’ diye. bilecekler ki artık iyiyim, tam anlamıyla, herşeyimle…
 
çünkü kararlı bu sefer eski ben, kararlı herşeyi bitirmeye kendi içinde. zaten kalan sadece o’nun içindekiler, fazlası ya da başkası yok. bu o’nun savaşı artık, tek kişilik oyunu. başka kimse yok bu oyunda, başka zamir yok!
 
bu temizlikte onu durduranları da atacak, çünkü artık gücü var ve inancı yok bazı şeylere eskisi kadar… o’nu geri döndüren ne varsa yolundan, kararından, gidecekler bu sefer çöpe…
 
çünkü isteği var artık ‘eskisi gibi’ olmaya, kendi başına. ve biliyor ki isteyince oluyor herşey. gerçekten isterse aşıyor duvarları, engelleri ve çok istiyor bu sefer tekrar bir bütün olmayı, eskisi gibi kendi başına…
20/11/2011

zorlama guzelim

evde yalnız geçen cumartesi gecelerinden biri daha… hiç şikayet yok bu durumdan, tam tersine çok iyi geliyor başbaşa kalmak kendimle.. okul, iş diye koşturup dururken kendimi unutuyorum aralarda… zaten bu soğukta dışarı çıkmamı sağlayabilecek motivasyonlar da çok kısıtlı =) şemsiyemi zaptedemediğim bu yağmurda sıcacık evimi bırakıp kendimi dışarı atmak hiç de akıl karı değil benim için. güneş enerijisiyle çalıştığımdan olsa gerek, kış gelince daha bir eve kapanıyorum zaten.. kapandıkça da düşünüyorum tabi ki…
 
söylediklerimin birer birer çıkması ne kadar garip (en azından bazıları çıkmasa da olurdu) ve bazı söylediklerimi kendim için uygulayamam da bir o kadar acı… doğrusunu bile bile yanlışı yapmak (ya da hiç birşey yapmamak belki de, stabil durmak).
 
hep derim ‘zorlamanın alemi yok herşey olucağına varır’ diye. biz ittirdiğimiz için dönmüyor ki dünya, öteki tarafa itince terse dönsün… sen didinip uğraşıyorsun o yine bildiğini okuyor; ne etrafına bakıyor ne de üstünde ayakta durmaya çalışanlara…
 
ben de zorluyorum bazen, tutamıyorum kendimi. ‘en azından denedim’ derim diyorum ama sonra dönüp bakıyorum ‘denemeye gerek var mıydı ki?’. bazen gerekliymiş, çoğunlukla gereksiz…
 
biliyorum hepimize dank ediyor bir gün zorlamanın yanlış olduğu. ama o kadar didinip uğraşırken oluşan yıpranmalar sonra geçiyor mu, telafi ediliyor mu onu bilmiyorum işte…
 
yine de ‘kader işte’ demeyi alıştırabildiğim çok kişi var hayatımda. zorlamıyorlar artık, kabulleniyorlar genelde.
benle kadere alışıpta artık hayatımda olmayan kişiler hala ‘kader’ diyorlar mı acaba? belki benimle beraber o kelime de çıkmışlardır hayatlarından. belki zorluyorlardır dünyayı tersine döndürcem diye yine…
 
öyle olmuşsa da yapacak birşey yok, kader işte =)
20/11/2011

ozlenen, beklenen

son 12 saat… uzun zamandır beklenen anın gelmesine kalan vakit… yaklaşık 12 saat sonra 1 haftalık durgunluğa doğru yola çıkacağım…
 
tatil! 1 senelik yorgunluğu atacağım, yerine yeni yorgunluklar ekleyeceğim…
 
önce 3 günlük aile saadeti… onlar varken evde oturmasam da , aynı evin içinde yaşarken haftada 10 saat bile göremesem de ana kuzusuyum ben ve onlar yoklar 15 gündür…önce onlarla görüşmeli..çocukluğumdan beri gittiğim yere gitmeli…konu komşu da merakta, onlar da özlemişlerdir beni…
 
biraz kafa dinlemeli…biraz renk değiştirmeli =)))
deniz ve güneşle yalnız kalmalı, doya doya hasret gidermeli…
 
3 gün yatmalı, bir noktaya sabit bakıp, bomboş oturmalı…
mümkünse tüm gün çıplak ayak dolaşmalı, birikmiş stres vücuttan atılmalı…
 
sonra…
sonra o ‘özel’ yere gitmeli…tatilin geri kalanı orada geçirilmeli… belki renkli rüyalar oteli’nin önünden geçip biraz iç geçirilmeli…
bu sefer kanka’yla, kız kıza takılmaca…
 
yine deniz ve güneşle haşır neşir olmaca, yine uzun uzun bomboş oturmaca ve yatmaca…
elde bir kitap uzanmışım (ız) kumsala…
bol dedikodu bol kahkaha… anılar hatırlandıkça biraz hüzün, uzaklara dalıp gitmece…
 
o meyhane… tepedeki balıkçı meyhanesi… küçük, sıcak, samimi… aynı masadaki insanlar gibi… muhteşem bir manzara ‘insan burada ölür’ dediklerinden… dolunay aynı hizada bizimle, ışığı gözlerimizin içinde… mehtap ayaklarımızın dibinde ya da içtiğimiz rakılardan artık bize öyle gelmekte… herkes gülüyor, fonda sezen aksu… bu sefer oraya gidemeyecek olmanın burukluğu var içimde… bugüne geri dönmeli…
 
güneş iyice içimize işlemiştir artık, kalkmalı havuz başından… okunacak kitaplar da bitmiştir, eğlenme vakti geldi…
 
içteki yıllanmış zehir de akmıştır herhalde…
 
şimdi…
 
şimdi sondan bir öncedeyiz…
 
dostlar katılmış aramıza, neşemize neşe katmaya… 1-2 süpriz konuk var beklediğim, gelirler inşalla…
 
diger beklenense… beklememeyi de öğrensem ya bu tatilde…
 
3 gün daha… deniz, kumsal, güneş, içki, dans, kahkaha, geyik, neşe, eğlence… muhtemelen hüzün yine içimizde bir yerlerde… burukluk kolay kolay gitmiyor saklandığı yerlerden ama kendini de çok göstermiyor en azından bugünlerde…
 
dönüşteyiz artık…
gerçek dünyaya hoşgeldiniz…
 
10 gündür yaşadıklarınız kar kaldı yanınıza, şimdi herkes işinin başına…
20/11/2011

sustuklarim buyumus icimde

oyle olmaz mi hep, icine attigin, sonra konusuruz dedigin, bu seferlik boyle olsun diye gecistirdigin her sey; derinlere attigin, arkanda biraktigini sandigin her soylenmemis soz, gun gelir ortaya cikar..
pat diye duser onune, en olmamasi gereken anda, en konusulmamasi gereken zamanda…
hakliyken haksiz olursun birden, sen bile sasirir kalirsin nasil soyledigine butun hepsini… 
planli degildir, programli degildir, hepsi istemdisi gerceklesmistir…
o cumlelerin orada oldugunu o ana kadar bilmezsin bile ama tam da o anda anlarsin kac zamandir varolan bogazindaki dugumun, gogsundeki agrinin sebebini…
patlamaya hazir bombalardir onlar. kimbilir hangi gun, hangi olaydan sonra pimi cekilmis, ortaliga atilmis…
bi gun bi anda patlarlar, sana da arkasinda biraktigi yikik dokugu toplamak kalir…

 

19/11/2011