evim evim guzel evim

Hayatimda 4 tane ev degistirdim.

Dogup geldigim evde 1 yasina kadar oturmusum, hatirlamiyorum.

Sonra gectigimiz evde, ki kendisi sadece 2 yan apartmandaydi, tam 21 yil yasadim / dolayisiyla orayi kendi evimiz sandim. Kutu gibi diye tabir ettigimiz evlerden. Aslinda 1 oda 1 salon olan ama salonu ortasindan bir kapiyla ikiye bolup, 2 oda 1 salon yapilmis bir ev.
Annemle babamin odasindan bir adimla ablamla benim odama, o odadan bir adimla antreye, yuzunuz kapiya donuk durup, saga dogru atim attiginizda salona, sola dogru adim attiginizda banyo ve mutfaga gecebildiginiz – 56 mt2 bir ev. Cogunun simdilerde tek basina yasamak icin kucuk buldugu bir evde, 4 kisi – 21 sene.

Sonra bir gun ev sahibimizin yillardir Almanya’da oturan oglu Turkiye’ye donmeye karar verdi. ’80’lerde kalmadi mi bu numara’ dedik, ‘yooo’ dedi. ‘Yil olmus 2010 hala bu bahaneyle kiracilarini evden cikartanlar var demek’ dedik, 1 sokak ustte, salon salomanje bir eve tasindik. (mt2’ye vurdugunda yine cogunun simdiki evleriyle kiyaslanmaz ama benim icin oyleydi o ev. Ablamla benim ayri ayri odalarimiz vardi her seyden once. Sonra salona, uzun bir koridordan gecip  ulasiyordunuz – uzun: tam 3,5 adim. Ilk defa yemek odasi takimi da almistik, salonun bir kenarina koyabilecegimiz – daha ne olsundu)

3 yil gecti o evde. Sonra annemin yillardir ‘ev alalim’ diye yaptigi baskiyi babam daha fazla gogusleyemedi ve su anda oturdugumuz, sadece ruhen degil fiziken de bize ait olan (malum tapusu bizde) bu evi aldik.

Tadilatiydi, esyasiydi derken 2 ay sonunda geldik yerlestik OZ HAKIKI kendi evimize. ‘Oh be’ dedi annem, acik acik itiraf etmese de ‘iyi ki’ dedi icinden babam.
4,5 yil bitti bu evde. Yine herkesin kendi odasi var ama birbirlerine yakinlar. (mt2 merak edenler icin; hatirladigim ve yillarimi verdigim ilk evimiz ile 3 yil gecis sureci yasadigimiz ev arasinda bir yerde buyukluk olarak).

Sonra her sey yolunda, kendi evimiz de var artik koskoca Istanbul’da diye dusunurken (en az 7 yil odeyecegimiz krediyi konudan ayri tutuyorum), 2,5 yil once sallanmaya basladi hayat, babamda bir tuhafliklar.

6 ay once de kendi evine cikmaya karar verdi kendisi, cok ugrastik ama mani olamadik. Evinin mt2’si malumunuz; 2’ye 2.
Bir insanin omru boyunca yasadigi tum evlerin yuz olcumune inat, sadece kendi bedeninin sigabilecegi en kucuk alan. Hayatinda aldigi tum esyalari, kazandigi tum paralari yeryuzunde birakip, bilinmeze dogru gittigi, yerin azicik altinda, karanlik bir cukur.

Demem o ki, kendimizi cok onemli saniyoruz ya; hani tum dunya etrafimizda donuyor, es kaza biz olmazsak butun bu duzen bozulur, isler bir gidim ilerlemez ya hani; yok o oyle olmuyor.
Bu dunya cok acayip bir yer, sen ben olmasak da donuyor. Giden herkesin, her seyin yerini bir sekilde dolduruyor.

Bu dunya oyle bir yer ki; sen kendi kendine boburlenip sisinirken; onu aldim bunu aldim, soyle yerlerde gezdim, evimiz Bogaz manzarali, bilmem kac mt2, gecen de kucuk daglari bitirip buyuklerine gectim diye anlatirken arkandan kuyunu (ya da cukurunu?) kaziyor.

Gun geliyor, ayagin tokezliyor, dusuveriyorsun o cukurun icine pat diye.
Bakiyorsun etrafin 4 toprak, ustun kapali, karanlik; uzanip yatiyorsun icine.

Ama devletimiz oranin da tapusunu veriyor, sen hic merak etme…

not: ben sana mal mulk alma demiyorum, sen hobi olarak yine al…

30/04/2015

belki

herkes ‘siktir et’ diyor. bense demiyorum, diyemiyorum. demek istemiyorum, demicem! ama inadimdan degil, bu sefer farkli olmasini istedigimden.

ben caba harcamak istiyorum, emek sarfetmek istiyorum. biraz ugrasmak, ‘denedim’ demek istiyorum. bu sefer sonu guzel olsun istiyorum. her sey olacagina variyorsa eger, vardigim yerin en mutlusu, en istedigim olmasini saglamaya calisiyorum bu sefer.

kimseyi kirmadan, kimseyi bunaltmadan, huzursuz etmeden, korkutmadan rayina koymaya calisiyorum bir seyleri…

bu sefer sabreden dervis, eremeden gebermis degil; muradina ermis olsun istiyorum.

olumsuz dusunme, cagirma onlari diyorum kendi kendime, olumsuz ne geliyorsa aklima kovuyorum. kuslar, cicekler, bocekler koyuyorum yerine. deniz, kum, gunes koyuyorum. biraz erik, biraz karpuz, biraz da incir ekliyorum dusunduklerime. bir fon muzigi seciyorum sonra, … yerlestiriyorum ortasina.

uzaklasiyorum bir kac adim, uzaktan bakiyorum yarattigim dunyaya…

belki butun bunlarin sebebi gunes tutulmasidir!

belki her sey cok guzel olacaktir.

belki de sen coktan yaninda baskasiyla uyuyakalmissindir…

28/06/2014

bir yıl

Hayatınızda en güçlü olduğunu düşündüğünüz insanın, en güçsüz anlarına tanık olmak.

1 yıldır her gece düşündüğüm bu. Evden mümkün olduğunca uzak kalmayı istemekle, onun yanından 1 an olsun ayrılmayı istememek arasında saçma sapan bir yerdeyim; arafın daha iyi bir yer olduğuna inanıyorum.

Ona yapışık yaşamak istiyorsun ama hastalık kapar diye uzaktan öpücük gönderiyorsun. (Kelini öpüyordum önceden; şimdi çıktı saçları, uzak kaldık yine.) Sıkı sıkı sarılamıyorsun… Eğer hastaysan kendi evinde kalamıyorsun – tabi hasta olduğun için kendi canını yakasın geliyor.

Yüzünde en ufak bir acı ifadesi gördüğünde aklını oynatacağını düşünüyorsun ‘bir şey mi oldu’ diye ama insan oynatmıyor. ‘Alışıyorsun’ diyor doktorları, ‘Hasta yakınları normal hayatlarına dönüyor’ diyorlar ama hiç bir şey normal değil o günden bugüne. Onun için dayanmam gerektiğini bildiğimden idare ediyorum ama nereye kadar gider onu pek bilemiyorum.

Ya en başa dönersek ya vazgeçerse korkusu, içini kemirmek deyimini zorluyor. Diyorum ki kendi kendime, ‘o hala yanında, yanında olmayanlar var; onlar nasıl ayaktaysa sen de kalabilirsin’ ama nafile; ateş düştüğü yeri yakıyor. Onun gibi milyonlarca hasta insan olduğunu bilmek teselli etmiyor, sadece hepsi için dua ediyorsun. Onlar da iyileşsin, onların yakınları da üzülmesin istiyorsun ama elden başka bir şey gelmiyor.

Gariptir onu en çok koruyan insan olmaya çalışırken, ona en çok kızan insan oluyorsun. Kendine dikkat etmediğini gördüğünde çocuk gibi azarlıyorsun, sonra bin pişman olarak. Kendine bunu yapmaya hakkı yok çünkü, sana bunu yapmaya hakkı yok; seni bırakamaz! Tamam o istemedi bunu ama o bitirebilir söylediklerine göre; moral en iyi ilaç.

Ama bazen durup düşündüğünde sen moralini yerinde tutamıyorsan, içinde onunla yaşarken o nasıl yüksek tutsun moralini? Onu anlayıp hak vermeye çalışmak o kadar zor oluyor ki hayatındaki hiç kimse ve hiç bir olaya hak veremiyorsun o saatten sonra.

İsyan etmiyorum ama neden diye sorgulamadan da edemiyorum.. Yazık ki alabileceğim bir cevap yok.

Her şeyin iyi olacağına ve bunun geçici bir durum olduğuna her seferinde tekrar tekrar kendini ikna ediyorsun ama yalan değil, ’Yeter artık ne olacaksa olsun’ da diyorsun bazen içinden. Sonra ‘Allah korusun’ deyip bildiğin bütün duaları ardı ardına sıralamaya başlıyorsun.

1 yıl önce bambaşka bir yöne gitti hayat… Biz bambaşka olduk.

Aynı evin içince yaralarını birbirinden saklamaya çalışan 4 kişiyiz artık. Geçmeyecek yaralar ancak umarım bir daha kanamazlar

15/11/2013

istediğiniz sorudan başlayabilirsiniz

herkes ayni seyden muzdarip sanki.
herkes sikayetci , herkes yorgun, herkes bikmis hayatindan/ailesinden/isinden/sevgilisinden… dayanamiyor; cekip gitmek istiyor. ‘bu yil bitsin artik’ cumleleri kulagima caliniyor surekli baska baska kisilerden.
bir yetememe hali/hissiyati var yani basimizda, bizimle dolanip duruyor surekli.

sabahlari kalkmak istemiyoruz, pazartesi mumkunse hic gelmesin. haftasonu sadece 2 gun, ne yapabilirsin? gezmek? dinlenmek? eglenmek? birikmisleri toparlamak? zaman yok aileyi gorecek, sevgiliyle ozlem giderilecek, arkadasla sohbet edilecek.

benim etrafimda gercekten mutlu insan sayisi cok az; illa bir yerden buluyoruz puruzleri…
biz mi bu hale getirdik, yoksa hayatin dogal akisi bu mu? buyudukce, hayaller kuculur hesabi; buyudukce zaman da azaliyor mu?

hayal kuracak zaman yok.

o hengamede surukleniyormus gibi hissediyorum ben cokca. sele kapilip gidiyor, ruzgarda oradan oraya savruluyorum sanki. bir yandan da dusunme(me)ye calisiyorum:ne kadari gercek yasadigimiz hayatin? ugruna cirpindiklarimiz, kendimiz icin mi?
boyle ugrasip didinirken; kosturup birilerinin ustune basarak bir yerlere gelmeye calisirken, kendimizden neler veriyoruz? ya etrafimiza ne yapiyoruz?
insanligimiz mesela, hala bizimle? saygili miyiz kendimize? cevremizdekilere?

cok klise ama cidden en son ne zaman kaybolduk sokaklarda? peki ben, en sevdigim mevsim olan yazi neden kacirdim, niye doya doya yasamadim?

bir haftasonu neden atlayip anneanneme gitmedim; gitmedim de ne yaptim?

o cok merak ettigim film vizyona girince neden izlemedim acaba? her ay aldigim onca kitap, okunmadan niye bir kosede duruyor?

bunlari cogaltmak o kadar kolay ki, sayfalarca soru var hayatim(iz)da…

isin kotu yani verilecek dogru duzgun bir cevabim yok. olan var mi aranizda?

06/12/2012

asık galata kulesi

‘salacak açıklarındaki kız kulesi’ne aşıkmış derler galata kulesi için’ demişti; galata kulesi’nin tam karşısında oturuyorduk ve ben her zamanki gibi hayran hayran izliyordum kuleyi. o da beni…

cebinden, o çok sevdiğim kalemini çıkartıp galata kulesi’ni çizdi önünde duran beyaz peçeteye. kelimelerle olduğu kadar çizgilerle de arası iyiydi.

nasıl galata kulesi kız kulesi’ne aşıksa o da bana aşıktı; biliyordum. bildiğim bir diğer şey ise benim ona aşık olmadığımdı… çok isterdim ama olmadı.

çok istediklerimi vermiyor genelde hayat ama çok istediğim ve vermediği her şey için şükrettiriyor sonunda; ’iyi ki’ dedirtiyor ‘iyi ki olmamış’.

garip bir cömertliği var bana karşı.

ne zaman ‘neden olmuyor?’ diye düşünsem, sızlansam mesela, birinin başına gelen kötü birşeyi duyuyorum. çok sevdiğim çok sevdiğini kaybediyor, hiç gitmediğim bir ülkede şehirler yıkılıyor, sokakta bir dilenci elini uzatıp para istiyor, hiç bilmediğim hayatlar bitiyor… onları görüyorum ve acım, üzüntüm çok ufak kalıyor başkalarınınkinin yanında. sevdiklerimi düşünüyorum, yanımdalar; yaşadığım şehir yerinde, içinde istediklerimle; dilenmek zorunda değilim ve hayat bitmiyor, devam ediyor…

o çok istediğim olmasın, bana zararı dokunacaksa sonunda. o çok sevdiğim canımı yakacaksa yine, uzak dursun benden, başkalarının canını yaksın bundan sonra.

gerekiyorsa galata kulesi gibi olayım ben hayatta, uzaktan izleyeyim kız kulesi’ni…

‘salacak açıklarındaki kız kulesi’ne aşıkmış derler onun için… bunu duyduktan sonra yüzü hep ona dönükmüş gibi görünür ve artık hep daha mağrur ve gururludur kavuşamayacağı aşkına uzaktan bakarken…’ desinler benim için de…

29840_400689584203_1625231_n-150x150-1

bu resmi çektiğim gece yanımda olan ve bana bu kısa masalı anlatan adam, şimdi başkasına aşık. kendi kız kulesi’ni buldu ve kavuştu ona masallara inat.

umarım benimle olamayacağı kadar mutludur onunla…

08/11/2012

pardon da!

izlediginiz filmlerdeki tripli adamlarin yerine koyuyorsunuz kendinizi, onlarla ozdeslestiriyorsunuz; sonra biz sizi oyle tanimlayinca kiziyorsunuz..

cok afedesiniz ama ne emmeye ne gommeye geliyorsunuz!

17/07/2012

durum degerlendirmesi

ben gizem. 27 yasindayim. yakindan taniyanlar ‘gigi’ der; tanidigini zannedenler…

bazilarina gore ‘hayatin baharindayim’. bu aralarsa fazlasiyla karman cormanim…

son 1 senedir yuzumdeki sivilceler, sacimdaki beyazlar artti. biraz kilo aldim. sinirli biri oldum. sinirimi hic alakasi olmayan insanlardan cikardim. anneme satastim durduk yere, babama sardim. bel fitigim tavan yapti, el bileklerimde garip garip agrilar.

son 1 senedir cok calistim. ogrenmeye calistim, daha iyi biri olmaya calistim. yanlis denilenleri yapmamaya calistim. insanlari kirmamaya, hakkimi savunmaya, mutlu olmaya, anlamaya, dinlemeye, dinlenmeye, kendimi gelistirmeye, gulmeye, yardimci olmaya, daha farkli biri olmaya calistim.
yuklem hep calismakti; ozne, tumlec, zarf, zamir degisti.

belki de yapamadim…

sanildiginin aksine hic simarik bir cocuk olmadim ben. ogretmen bir anne babanin cocugu olarak, simarik olma sansim da yoktu zaten.
her istedigim yapildi benim, cunku aslinda ben her istedigimi soylemedim.

sinirlarimi bildim. ben cok istersem, ailem yapamazsa, cok uzulurlerdi; ondan bazi seyleri istemedim. bunu ayirt edebildim.

hala ayirt edebiliyorum, farkedebiliyorum bir cok seyi. hayatimin en sacma durumundan kurtulmak icin gittigim psikolog da demisti ‘sen her seyin farkindasin, cok guzel analiz edebiliyorsun.’ diye. ‘tek derdin istemedigini yapmiyorsun’.

hakliydi.

bazi durumlarda istemedigim seyi yapmadim bugune kadar. durum sadece benimle ilgiliyse, beni baglayacaksa sonuclari, kendim nasil istiyorsam oyle yaptim.

eskiden cok uzulurdum birileri beni sevmediginde ‘ama niye?’ derdim. ‘ne yapmis olabilirim ki?’

sevgi arsiziyim ben; yalandan da sevse biri beni, sevinirim hemen. ama sonra ogrendim herkesin beni sevemeyecegini. buna uzulmemeyi de ogrendim zamanla. kimse beni sevmek zorunda degildi. ama saygi gostermek zorundaydi. ben oyle yetistirildim. benim de sevmedigim insanlar var ama saygida kusur etmedim bugune kadar.

cok kirginim bazi sebeplerden, cok da kizginim. kizginligim gecer, saman alevi gibidir, hep oyle olmustur. kirginligi da unutuyorum genelde, o konuda da salagim biraz. ama bu sefer biraz farkli, icim acidi. ‘cabama n’oldu’ dedim; ‘nerede bu kadar ugrastigim didindigim?’
hic gorulmuyorsa zaten yaptiklarim, ne anlami var ki ugrasmanin?

ben gizem, 27 yasindayim. bugune kadar ogrenemediklerimi ogrenmem lazim bundan sonra.

ne yaparsan yap, bazen yetmiyor; yetemiyorsun.

aile, arkadas ve ask disinda , her sey yalan aslinda (belki bazi arkadaslar da yalan, zaman gosterecek onu da)

bazen insanlarin neyi, neden yaptigini anlayamayabiliyorsun.

hayatinda cok iyiler de olacak, cok kotuler de; bunu secemeyeceksin.

yanlis anlasilacaksin, herkes istedigi gibi anlayacak seni. genelde anlatmalisin kendini, ama bazen hic bosa tuketme nefesini.

simdi bunlari ogrenme zamani.

olur da basarirsam, bir ust sinifa gecerim.

yok basaramazsam, daha cok kazik yerim…

17/07/2012

mutsuzluk bazen iyidir

o sadece mutsuzluguyla mutlu olabilen bir adamdi.
bundandi mutlu insanlari kendine hic yaklastirmamasi. benim icinse mutluluk; onunla birlikte mutsuz olmakti, yeter ki birlikte olalimdi.
belki de anlatamadigimiz buydu birbirimize.
o beni mutlu olmam icin birakti.

oysa ki; bazen mutluluk esittir mutsuzluktur
oysa ki mutsuzluk bazen iyidi

06/05/2012

yorgun

hayatimin en zorlu donemlerinden birindeyim son zamanlarda. ayni patlamaya hazir bir bomba. belirgin, elle tutulur, gozle gorulur bir nedeni yok. her sey ustuste gelir derler ya, o hesap iste…

hayat benim uzerime oynuyor, ben yakinimdakilerin uzerine.
buradan sag cikarsam; hayata devam ederim. benden sag cikanlar, benimle yururler bu yolda.
cikamazsam; baska bir hayata baslarim. cikamazlarsa; bensiz devam ederler hayatlarina.

yazilanlari okuyorum bu aksam uzun zaman sonra. annem kanal degistirip duruyor yanimda. durdu bir yerde, sezen ‘seni kimler aldi’ diye soruyor.

engebeli bir hayat; bir takim kasisler, bir takim kavsaklar, bir takim virajlar…
yorgunum cokca.
ayrica sezen hakli; seni kimler aldi?

peki cikis ne tarafta?

27/03/2012

soru isareti tire uc nokta

‘sen, herkes seni sevsin istiyorsun’ nasil bir cumledir, neden soylenmistir?
suclama midir, kendini aklama mi?
peki ben bu saatte neden bunu dusunuyorumdur?
‘aklima sadece gorunce geliyorsun’ cumlesindeki gerceklik yuzdesi kactir?
ya mektup, gercekten televizyonun arkasinda mi?
hangi yazilar bana yazildi, hangi satirlar bana ithaf edildi?

tum bunlari dusunurken bir sigara yaksam dedim… dedim de ben sigara icmem ki.

20/01/2012