avuntu

Sene 2012, aylardan eylül olmalı. Yeni terfi almışım. Ailecek Akın Balık’a gelmişiz, benim için bu çooook önemli olayı kutlamak için. Babam beyaz saçlı o zamanlar, olması gerektiği gibi.

Hesabı ben ödeyecektim o akşam, biraz zam da almıştım. Yemeğin sonuna doğru babam gidip fark ettirmeden ödemişti bütün hesabı. Sitem etmiştim ona; yarı ciddi yarı şaka zamanlarda yaptığı gibi ‘Hişşşt’ demiş, gülmüştü sadece. Şükretmiştim varlığına bir kez daha; her zaman yanımda olacak, beni iyi-kötü her durumda koruyup kollayacak, kızsa bile sevecek, çok konuşmasa bile anlaşacaktık biz.

Meğer bu fotoğraf çekildikten 3 ay sonra babamın hasta olduğunu öğrenecekmişiz. Teşhisi koyan doktor, ‘4. evre’ diyecekmiş, babamdan gizli onunla konuşmaya gittiğimizde. Biz inanamayıp ‘Nasıl olur?’ diye sorduğumuzda ‘Çok hızlı ilerleyen türden, en fazla 6 ay olmuştur başlaması’ diye anlatacakmış durumu.

Sonra günün birinde fotoğrafı bulduğumda hatırlayacağım, babam burada hasta. İçinde onu kemiren, yavaş yavaş öldüren bir şey var ve biz, hiç birimiz farkında değiliz. Halimizden memnun, şimdi benim için dünyanın en önemsiz olayını kutluyoruz mutlu mesut.

O gittikten sonra dediler ki ‘O aslında burada, senin hep yanında. Seni izliyor, sen sevinince çok mutlu olup; sen üzülünce içi kan ağlıyor’.

Beni görüp göremediğini, ben ağlarken neler hissettiğini bilemiyorum şimdi. Ama bildiğim bir şey var, o bir şekilde hep yanımda. Başka başka olaylara hayıflanırken ben, bir anda karşıma çıkıyor, bir şarkıyla, bir tavırla, bir sözle, bir gülüşle.

O zaman çektiğim bütün acılar, sıkıntılar değerini yitiriyor, gözümden alan yaşlar kuruyor. Ben diyorum ‘Babamı gömmüşüm, onu kabullenip, yaşamaya devam etmişim. Şimdi bunu mu atlatamayacağım, elbet atlatırım. Yine ayağa kalkar, yine yürürüm yolumda.’

Bir babanın ölümü avutur muymuş insanı, avutuyor öyle zamanlarda işte…

 

IMG_3420

Yorum bırakın