son bakış

Vedalaşamadık seninle, uzaktan bir el salladık birbirimize hepsi o. Bir sürü günümüz var sandık, daha çok görüşürüz ne de olsa. Yokmuş, bilemedik.

Hem bir daha görüşecek olsak bile sıkı sıkı sarılmak lazımdı. İnsan kimi, bir daha, ne zaman göreceğini bilemezdi ki. Sırf o yüzden sımsıkı sarılmalı, öpmeli, koklamalıydık her ayrılışımızda; yapmadık.

Her zaman ki gibi çok güvendik kendimize, bitmeyiz sandık.

Ben ‘sabah çalar ne de olsa telefonum’ diye düşündüm, sen kimbilir içinden neler geçirdin.

Çalmadı ertesi gün telefon. Çok yoğundum ben de, arayamadım. Akşam oldu ‘ammaann’ dedim, ‘ her gün beraberiz ne de olsa, bugün olmasa yarın’. Sen de benden bekledin belki, bilemedim.

Halbuki hayattı bu, belli olmazdı. En olmadık anda hiç beklemediğin gelirdi başına. O gereksiz rahatlık sarmıştı bizi, önemsemedik.

Ha bugün, ha yarın arar diye diye geçti günler. Sonra her çalmayan telefon sinirlendirmeye başladı beni; ‘ne kadar zor olabilir aramak’ diye düşünür oldum. ‘Altı üstü bir telefon, isteyen neler yapmaz, istemiyormuş demek’ diye de ekledim peşine. Böyle düşündükçe ben de aramadım.

Halbuki ikimiz de biliyorduk, bu işin sırası yoktu. Bugün sen, yarın ben olurduk. Ama yapmadık, baş belası kibrimizi koyduk her şeyin önüne.

O günün üstünden kaç gün geçti bilmiyorum. Aslında içten içe hala bekliyorum. Ah o kahrolası gururum, izin vermiyor seni aramama. Ama sen arasan, bir sesini duysam, geçecek her şey, unutulacak bu kadar zaman, bitecek bu ayrılık biliyorum.

Sonra da iflah olmaz umudum çalıyor kapımı, ‘vedalaşmadığımız için belki de hiç ayrilmadık’ diye düşünüp kendi kendimi avutuyorum.

 

Yorum bırakın