En başta, daha hikayenin ilk sayfalarındayken, aynı ortama girdiğimizde etrafımızda bizden başka kimsenin kalmadığını düşünürdüm. Yanyana olmasak da, başka şeylerle ilgilensek, başka konuşmaların içinde olsak da sanki ben sadece seni, sen de sadece beni görürdün.
Acaba ‘o da burada mı’ diye bakınmamız, orada olduğumuzu anladığımızda aslında hiç önemli değilmiş gibi etrafımızdakilerle ilgilenmemiz ama her fırsatta gözlerimizin buluşması, yanyana geçerken kimseye fark ettirmeden ellerimizin, kollarımızın birbirine değmesi, ikimizden biri ortadan kaybolduğunda diğerimizin ‘nereye gitti acaba’ diye etrafı kolaçan etmesi, geri döndüğümüzde tek kelime etmeden ‘geldim, buradayım’ diye kimselere belli etmeden sessizce anlaşmamızdı bende bu garip hissi yaratan.
Galiba insanin başına gelenler, bazen de sanmaları, kendi kendine kurduklarına körü körüne inanması, olmayacak duaya amin demesi yüzünden. Hayalperest, az biraz saf, hatta biraz da şizofren diye düşünün farketmez, olanlar bazen de insanın o hayali çok ama çok istemesinden.
Benim başıma gelenler, mutlu olacağımı düşündüğüm dünyayı yaratıp, içine en başta seni koymam yüzünden. Sen yanımda olsan her şey ne kadar yolunda olurdu, dünyadaki en huzurlu insanlar biz olurduk diye düşünmemden hep. Bir de bu kadar güçlü hissettiğim bir şeyin tek başına yaratalamayacağına olan inancımdandı olan bitene ‘gerçek’ demem.
Sayfaları çevirdikçe anladım ki olay öyle değil. Etraftaki herkesi silip, sadece seni bırakan benmişim. Sana ederinden fazla anlam yüklememdenmiş yaşananlar (ya da yaşanamayanlar). Aynı hayallerin insanları değilmişiz meğer. Sen kendi dünyanda başka hayaller kurup, başkalarına anlamlar yüklemişsin.
Bunu çözdüğümden beri vazgeçtim senden, seninle ilgili hayallerimden. Yeni bir dünya kurdum, içine başka hayalleri, başka insanları koydum. Yine yanılıyorumdur belki, kim bilir. Belki bu hayaller de yıkılır, ben yine enkaz altında kalırım. Ama olsun, bir kere çıktıysam oradan bir kez daha çıkarım.
Peki sen, benim kadar güçlü müsün olmayacak hayallerin peşinde sürüklenirken?