kabullenme 

saat; gece yarisindan sonra bir saat, salonda, yerde oturuyoruz… pikapta daha once hic duymadigim sarkicilarin hic bilmedigim sarkilari.

kucuk bir cocugun yeni oyuncaklarini eve gelmis misafirlere gosterirken takindigi tavir var ustunde; hafif simarik, biraz saskin, cokca heyecanli. neyi calacagini bilemiyor, bir sarkidan digerine geciyorsun.. nesen bana da bulasiyor, agzim kulaklarimda, siritip duruyorum. bir ara elimden tutup ayaga kaldiriyorsun alelacele, ben ne oldugunu anlamadan. ‘bunda’ diyorsun ‘dans etmeliyiz’ 

ellerim boynunda, ellerin belimde, basimi omzuna yasliyorum, basini boynuma koyuyorsun, donup duruyoruz. hissettigim sey, ne sevgi, ne ask, ne tutku, ne sehvet. cok daha derin, cok daha onemli, cok daha bulunmaz. hissettigim sey; huzur! 

kucuk bir cocukken pazar sabahi kalkip en sevdigin cizgi filmi izlemek gibi.

buyukannenin mis gibi, yumusacik kurabiyesini yemek gibi. 

cok sevdigin ilkokul ogretmeninle yillar sonra karsilasmak gibi.

evden kacmis kedini alt sokakta bulmak, sahil kasabasina kurulmus lunaparktaki gondola binmek, firindan yeni cikmis, sicacik ekmegin ucunu kopartip agzina atmak, en sevdigin kitabi tekrar tekrar okumak, cocukluk arkadasinla yok yere kustukten sonra barismak gibi huzurluyum.

babam geliyor aklima o sira. onunla da cok guzel dans ederdik biz, babam cok guzel dans ederdi. onun kollarindayken de huzurluydum ben, seninle oldugum gibi. sonra, ‘kizlar babalarina benzeyen adamlara asik olurlar’ klisesi geliyor aklima, icten ice guluyorum; sen babama hic benzemiyorsun ki. (cok sonra farkettim ona benzedigini. bana bilmedigim seyleri ogretmene olan hayranligim, babamin ogretmen olmasindandi belli ki).

babamla ilgili hatiralar birbirini kovalarken beynimde, an’a donuyor sana daha siki sariliyorum. calan sarkiyi mirildaniyorsun kulagima, ayagina basiyorum yanlislikla, sebepsiz kahkahalar atiyoruz: ‘iste bunlarin hepsi alkol!’ kafamiz oyle guzel ki sabaha bunlari hatirlamayacagiz bile – tabi ki ben hep hatirliyorum – lanet olsun ki ben hic unutmuyorum. 

kac sarki dondu plakta bilmem, bir zaman sonra oturuyoruz. sen hala dinletemedigin diger sarkilarin derdinde secim yapmaya calisiyorsun, benim icinse yanyana olduktan sonra ne yaptigimizin bir onemi yok. kimin soyledigini hic hatirlamadigim bir sarkiyi dinlerken ‘bunu sen soylemelisin’ diyorsun aniden. sesim kotudur benim, ‘sacmalama’ diyorum saskinlikla ama sen ciddisin, israr ediyorsun, beraber bagira cagira sarki soylemeye basliyoruz bu sefer de.

bir ara yine elimi tutup ‘mutlu musun?’ diye soruyorsun; basimi salliyorum evet anlaminda ‘ya sen?’ ‘daha iyi bir an olmadi’ diye cevap veriyorsun; gozlerinden okuyabiliyorum, gercekten olmamis. aklim, kalbim, duygularim hepsi icice yine, sesimi bile cikartamiyorum; sense surekli anlatiyorsun. sanki susarsan her sey bitecek, bu gece hic yasanmamis olacak, sen ve ben ‘biz’ olamayacagiz…

gokyuzu siyahtan maviye donerken yarim saat onceki halinden eser yok, yuzunde sirlari ortaya dokulecek bir cocugun endisesi. gun agarmaya basliyor agir agir; gecenin sakladiklari gun yuzune cikmaya hevesli. 

bir ara agladigini fark ediyorum. benim gordugumu anlayinca elimi tutup ‘pardon’ diyorsun. gozlerinin icine bakinca anliyorum ki sadece agladigin icin degil bu ozur.

tum olanlar ve tum olamayacaklar icin. 

tum yaptiklarin ve tum yapamadiklarin icin.

tum yasanmisliklar, tum yasanmamisliklar ve geriye kalan her sey icin. 

sabah agladigini hatirlamiyorsun, bense unutmuyorum – tabi ki hic unutmuyorum – lanet olsun ki hep hatirliyorum. 

seni son gorusum o gun oluyor, bir daha senden haber alamiyorum. 

neden olmadi(k) hic bilemedim ama artik – en azindan – anliyorum.

ve eger duyuyorsan beni, bunca zaman sonra, ozrunu kabul ediyorum…