unutmadik ama hatirlamiyoruz da…

herkesin sonradan soyledigi gibi o gun cok mu sicakti (bugunden daha sicak mesela?) hic hatirlamiyorum.
gokyuzu, o aksamustu, kipkirmizi mi olmustu gunes batarken, en ufak bir fikrim yok.
sallandik evet ama alttan alttan mi vurdu, sagdan sola mi savurdu, fark etmedim o anda.

ben, her sey olup bittikten, canimiz cok ama cok fazla yandiktan sonrasini hatirliyorum.

2 hafta olmustu yazliktan doneli, onun sıkıntısı vardi icimde. tum arkadaslarim bir arada tatile devam ediyorlar, ben istanbul’da yapacak sey bulamiyordum. gece oldu yattik; neye yattigimizi, dahasi neye uyanacagimizi bilmeden.

ranzanin ust katinda uyandim, hayatimda daha once hic tecrube etmedigim bir seye. nasil bilmem ama ‘deprem’ diye dusundum ‘deprem oluyor’. yataktan inmeye calistim, olmadi. yorgani kafama cekip cenin pozisyonunu aldim (bunu da nasil akil ettim en ufak bir fikrim yok). ablam uyandi alt katta ciglik cigliga, annemle babamin ‘dua edin’ seslerini duydum sonra. hatirlamadik hic bir duayi, babam soyledi, biz tekrarladik.

bir anda basladigi gibi bir anda bitti her sey, apar topar kalktik. 4. kattan elimizde mumlar, isildaklar, indik bir sekilde. herkes sokakta, herkes agliyor. benimse ilk tepkim, herhalde sokun da etkisiyle, gulmekti. sakalar komiklikler yapiyorum, densiz densiz konusuyorum – ust sokakta oturan teyzemlere bakmaya gittik mesela, ‘gunaydin, kahvaltiya cagirmaya geldik’ falan diyorum, o derece. belki de insanlari rahatlatmaya calistim kendimce, bilemiyorum. etrafta yikilan bir bina da yok, o nedenle hic bir seyi algilayamiyoruz, elektrikler kesik sadece.

bir kac saat sonra, yavas yavas haberler gelmeye basladi, radyo basinda dinledik. izmit dediler, adapazari dediler, golcuk dediler, yalova dediler, avcilar dediler…

adapazari’nda halam, kuzenlerim var, babamin teyzesi yalova’da yazlikta; kimselere ulasamiyoruz. ilk teyzeye ulastik ‘iyiyiz’ dedi. ama halamlardan hala haber alamiyoruz. yine de sorun yok, evde kalmiyorlardir, disarida yatiyorlardir diye dusunuyoruz (insan konduramiyor).

aradan iki gun gecti, arabada yatmisiz yine. sabah babam yastiklari, battaniyeleri toplamis, eve cikartacak. apartmanin onunde telefonunun caldigini hatirliyorum, sonra da yere cokup haykira haykira agladigini – babami ilk kez aglarken gormemdir. halamla kucuk kuzenim gocuk altindaymis, buyuk kuzenimi cikartmislar guc bela.
arabaya dolusup adapazari’na gittik hemen. ablamla beni goturmek istemiyorlar, bende eger kurtulamadilarsa son gorevimizi yerine getirmeliyiz diye dusunerek gitmek istiyorum (ah su gorev bilinci). yeni yol coken kopruler yuzunden kapanmisti, eskisinden dolandik. 2 saat surecek yol, kol saatine gore 6 saat; bizim psikolojik saatimize goreyse 6 gun falan surdu.

o sokakta 2 tane bina yikilmis sadece, halamlarin apartmani ve yan apartman. yan apartmanin temeli kayiyor, bizimkini de kaydiriyor. sehrin geri kalanindaki binalar o kadar yok ki, bu sokaga herhangi bir arama-kurtarma ekibi gelememis. guc bela bir kepce bulduk, babam gocuk altinda kardesini ve yegenini aramaya basladi; biz basinda bekledik her artci sarsintida ona da bir sey olacagi korkusuyla. buyuk kuzenimin her yeri yara bere icinde, sokakta oturuyor, gocuk altinda yasadiklarini anlatiyor.

zaman geciyor, gunler geciyor; hic bir sonuc yok. bazen bir haber geliyor ‘bilmem hangi sokaktaki binadan, bilmem kac saat sonra canli cikmis’ diye. insansin, umutlaniyorsun bizimkiler de cikar diye – umut fakirin ekmegi demisler, umut olmazsa yasayamiyorsun.

yan apartmandan birilerini buldular once, annenin eli bebeginin yataginin icindeydi.

o gun sabaha karsi halami, ertesi gun de seckin’i bulduk. yeni ev almislardi halbuki bir kac sokak otede, yeni bir hayata baslayacaklardi. depremden bir hafta once tasinacaklarmis ama ustalar camlari takmamislar. o tasinamadiklari apartman sapasaglam duruyordu… ustalar isini yapsaydi, camlarini zamaninda taksaydi, onlar tasinmis ve belki de hayatta olacaklardi…

ama nasil umutla yasiyorsa insan, belkilerle, keskelerle de yasayamiyor. soyle olsaydi, boyle deseydim, onu oyle yapmasaydimla yurumuyor bu hayat.

unutmadik demekle hic olmuyor sonra, cunku unutuyoruz. unutmaya programliyiz! beynimiz dayanamacagimiz aciyi tespit edince kendini kapatiyor her seyden once, hissetmiyoruz daha fazla ve ancak oyle dayaniyoruz tum bunlara.

o gunleri birebir yasamayanlar icin her sey sayilardan ibaret; depremin kac siddetinde oldugu, kac saniye surdugu, kac binanin yikildigi, kac kisinin oldugu…

birebir yasayanlar icinse bambaska. o kokuyu hatirliyorsun, orayi solumamis kimselerin bilemedigi kokuyu; hayatindan eksilenlerin haddi hesabi yok.
hic bir yakinini kaybetmemis olsan da o korku yeter sonra, her an herkese bir sey olabilecegi korkusu (biz istanbul’a dondukten sonra, 1 ay boyunca 4 kisi, annemle babamin yataginda yattik; cok uzun bir sure kendime gelemedim. babam aylarca kardesi ve yegeni icin agladi, gocuk altinda gecirdigi gunler icin tedavi gordu. bizden daha buyuk acilar yasamislar var, yakinimdalar da ama yine de ne kadar buyuk bir sey yasadiklarini tahmin bile edemiyorum).

daha kotusu, yine olacak, biliyoruz. ve bunu gozardi ediyoruz. cunku bu da insan yapisi, her an o korkuyla da yasayamiyoruz. o gunden bugune, her sene ayni tarihte alinmasi gereken onlemler anlatiliyor, her sene durumun daha kotu oldugunu goruyoruz. ne toplanma yeri kaldi, ne acil yardim yollari acik ne de binalar daha saglam. her gecen gun kendi sonumuzu hazirliyoruz 3 maymunu oynayarak; duymuyoruz, gormuyoruz, konusmuyoruz.

acitasyon degil niyetim, ben neler yasadim diye atip tutmak hic degil. sadece, elimizden ne geliyorsa yapalim demek. eger ki elimizden sadece yasamak geliyorsa da onu en iyi sekilde yapalim demek.
madem ki gidecegiz bu dunyadan er ya da gec, oyle ya da boyle, elimizde olan ya da olmayan sebeplerle, o zaman o son ana kadar iyi yasayalim; yasadigimiza degsin.

cunku eger sansliysak o beklenen istanbul depremini biz gormeyiz. tabi eger yeteri kadar sansliysak, cocuklarimiz, torunlarimiz gorecek; insan bazen ne isteyecegini gercekten sasiriyor. e sansin da kime gulecegi, kimi es gececegi bilinmiyor.

demem o ki; su hayatta kendinize, etrafiniza iyi bakin, iyi davranin… gunu geldiginde, en azindan ‘ben de bir sey yaptim’ diyebilmek icin…

PS: o sene 12 kasimda apar topar adapazari’na gitti babam, ‘halan beni cagiriyor’ diyerek; aksamina duzce depremi oldu. babama ulasamadikca annem ‘al iste baban da gitti’ diye agliyordu. o gun degil ama yillar sonra kardesinin yanina gitti babam; umarim simdi dedem, babam, halam, seckin bir arada mutludurlar.

ve o depremlerde hayatlarini kaybetmis tum insanlar, artik huzuru icinde uyumaktadirlar…

Yorum bırakın