bir kac dakika icinde geride birakacagimiz (tabi ben bu yaziyi bitirdigimde tamamiyle bitmis olacak) 8 gunde, annemle birlikte 5 ulke gezdik.
her seyin mukemmel gittigi, ay deliler gibi eglendigimiz bir tatil degildi. daha cok ne olursa olsun hayat devam ediyor klisesini kendimize kabul ettirmeye; biraz moral bulmaya, birbirimize destek olmaya, yokluga alismaya, kafa dagitmaya (gerci bizim kafalar 3 senedir daginik) calistigimiz bir tatildi.
son gece otele donerken annem ‘her gece yattigimda eve donunce necat’a buralari anlatirim diye dusunuyorum’ dedi ve sustu.
sustu, cunku sonrasi yoktu. dudaginin kenarinda minicik bir tebessumle; hani gozunuzden yas gelmesini engellemek icin azicik gulmeye calisirsiniz ya; iste oyle bakti kaldi bana.
o an bir kez daha anladim ki; kac kilometre uzaga gidersek gidelim, kac ulke degistirirsek degistirelim, kac farkli yatakta yatarsak, kac degisik dil duyarsak duyalim, kac baska kisiyle tanisirsak, kac farkli hikaye dinlersek dinleyelim, kac farkli para birimi harcarsak ya da kac degisik yemek yersek yiyelim, nafile.
eksik, hep eksik.
o an anladim ki; 7 gece boyunca annemle yanyana yataklarda yatarken ikimizin de aklindan ayni sey gecmis ama kimse dile getirememis..
o an bir kez daha anladim ki; biz annemle ulke ulke gezerken, babamin yoklugu, koskoca, apayri bir ulkeymis, nereye gidersek gidelim icimizde tasidigimiz.
aylardir gozumun gordugu, kulagimin duydugu, burnumun kokladigi, dilimin tattigi her yeni seyi onunla paylasma arzusundayim ama olamiyor.
o hep goruyor, duyuyor, biliyor diye dusunuyoruz, cunku baska turlusu bu aciyi mumkun kilmiyor – bu da buyuk klise.
ote yandan, onun anlattigima gulmedigi, gosterdigimi sormadigi, duyduguma tepki vermedigi gercegi, varligina emin oldugum her seyden daha kuvvetli bir sekilde yanibasimda duruyor.
7 gece 8 gunluk tatilimiz bugun bitti.
8’i yan cevirdiginizde sonsuzluk isareti.
bu demek oluyor ki, biten gunle beraber babamin sonsuzluga karismasinin uzerinden de tam 8 ay gecti…