buyumek

insani asil buyuten aldigi yaslar degil bana gore, yasadiklari. ne kadar cok sey yasarsan su hayatta, o kadar buyuyorsun aslinda.

cok degerli bir seyini kaybedince fark ediyorsun mesela kime ne kadar deger vermen ya da belki de hic deger vermemen gerektigini ve buyuyorsun bir anda.
baskalari yuzunden kendine kizmanin, kendini yipratmanin yanlis oldugunu anlayinca yeni bir yas aliyorsun.
eskisi gibi heyecanla beklemedigini farkettiginde bazilarini, asil o zaman yorulmaya basliyor kalbin.
tuttugun dallarin birer birer kirilmasi ellerini kiristiran.
o bakmaya doyamadigin, baskasina bakmaya basladiginda gidiyor gozlerindeki parilti.
yola beraber ciktiklarinin seni yari yolda biraktigini gordugunde tutmamaya basliyor bacaklarin.
kokusunu icine ceke ceke uyudugun yatmayinca bir gun yaninda, vazgeciyor burnun kokulara anlam yuklemekten.
o sarilmayinca sana, baska dokunuslari hissetmiyor tenin.
hayatindaki en onemli ses gun gelip de susunca, bir farki kalmiyor diger seslerin birbirinden kulaklarin icin.
her seyin nedeni sen degilsin, o yuzden sonucu da sen olamazsin; bunu gormek saclarina bir kac beyaz daha katan aslinda.

ve gercek yasin nasil hesaplanmasi gerektigini anliyorsun herkese guvenmemen gerektigini fark ettiginde.

buyumek acili, buyumek sancili.

akip giden yillar destekci sadece ve bundan aslinda her ayni yastaki insanin ayni buyuklukte olmamasi.

acik mektup

ne zaman babam icin uzulsem sonunda sana kizarken buluyorum kendimi, sanki tum bu olanlarin suclusu senmissin gibi. herkesin bildigi gibi, babam dahil, kimsenin sucu yok bu hikayede. olmasi gereken oldu, zaman doldu ve gitti.
ben ne yaptiysam olacaklarin onune gecemedim, sen hic bir sey yapmadin.
bir kere ‘doktor lazimsa tanidik var’ dedin, arada ‘nasilsiniz, evde durumlar iyi mi’ diye sordun; muhtemelen cevabimi da pek dinlemedin; hepsi o.
belki bundan fazlasini yapamam sandin belki de baska bir sey yapmak istemedin; bilemedim.

isin asli, yapabilirdin.

sen, hic bir sey yapmadan sadece yanimda dursaydin, mumkun olan her seyden daha fazlasini yapmis olacaktin benim icin.
hayatimda kimseye muhtac olmadigim kadar sana muhtac oldum ben, sen anlamadin. ya da daha kotusu, anlamamazliga geldin. korkuttu belki seni bu durum, belki de bana soyledigin kadar deger vermedin.

evet sanirim olay bundan ibaret.

soyledigin kadar deger veriyor olsaydin bana, sadece basimi omzuna yaslamama izin verirdin. bundan baska hic bir beklentimin olmadigini bilirdin.
ben hic bir yerde huzur bulamazken o omuzda bulabilecegimi biliyordum; yaptigin / yapmadigin her seye ragmen de bunu sana soyledim. sen ‘hic tahmin edemedim ozur dilerim’ dedin ve sonra yine o omzu benden esirgedin.

halbuki gecici benim bu halim, gun gelecek toparlanacagim. yine bir huzur gelip oturacak icime, oyle veya boyle; daha fazla senin omzuna ihtiyacim kalmayacak.

hayir bu bencillik degil.
senin benden tek beklentin basina bela olmamam, benimse senden tek istedigim bir omuzdu. zamani gelince, sana bela olmadan, sessizce gidecegimi bilmen gerekirdi; tipki bugune kadar yaptigim gibi.

simdi geldigimiz noktada ben yine beklentiyi karsilayan tarafim; senden uzakta huzur bulmaya, seni hic rahatsiz etmeden hayatina devam etmeye calisanim.
sense bana artik ‘iyi misin, nasil oldun’ bile demeyen taraf.

iste ne zaman babam icin uzulmeye baslasam, bu yuzden donup dolasip sende buluyorum kendimi. kizmaya basliyorum sana, icimde tuttuklarimi anlatiyorum saatlerce; yine kendi kendime.

bu yaziyi okuyanlar senin kim olduguna dair bir takim tahminler yurutecekler, belki bir kac kisi ustune alinacak.
sadece sen, olur da okursan, sana yazdigimi anlayacaksin bu satirlari, aklinda hic soru isareti olmayacak ‘ben miyim’ diye.

cunku sen biliyorsun ki, babamdan sonraki en buyuk hayalkirikligimsin benim, ondan sonraki en buyuk travmam.
cunku ben, o hayalkirikligini sadece sana soyledim; sense arkani donup gittin…

8 esittir ∞

bir kac dakika icinde geride birakacagimiz (tabi ben bu yaziyi bitirdigimde tamamiyle bitmis olacak) 8 gunde, annemle birlikte 5 ulke gezdik.
her seyin mukemmel gittigi, ay deliler gibi eglendigimiz bir tatil degildi. daha cok ne olursa olsun hayat devam ediyor klisesini kendimize kabul ettirmeye; biraz moral bulmaya, birbirimize destek olmaya, yokluga alismaya, kafa dagitmaya (gerci bizim kafalar 3 senedir daginik) calistigimiz bir tatildi.
son gece otele donerken annem ‘her gece yattigimda eve donunce necat’a buralari anlatirim diye dusunuyorum’ dedi ve sustu.
sustu, cunku sonrasi yoktu. dudaginin kenarinda minicik bir tebessumle; hani gozunuzden yas gelmesini engellemek icin azicik gulmeye calisirsiniz ya; iste oyle bakti kaldi bana.

o an bir kez daha anladim ki; kac kilometre uzaga gidersek gidelim, kac ulke degistirirsek degistirelim, kac farkli yatakta yatarsak, kac degisik dil duyarsak duyalim, kac baska kisiyle tanisirsak, kac farkli hikaye dinlersek dinleyelim, kac farkli para birimi harcarsak ya da kac degisik yemek yersek yiyelim, nafile.
eksik, hep eksik.

o an anladim ki; 7 gece boyunca annemle yanyana yataklarda yatarken ikimizin de aklindan ayni sey gecmis ama kimse dile getirememis..

o an bir kez daha anladim ki; biz annemle ulke ulke gezerken, babamin yoklugu, koskoca, apayri bir ulkeymis, nereye gidersek gidelim icimizde tasidigimiz.

aylardir gozumun gordugu, kulagimin duydugu, burnumun kokladigi, dilimin tattigi her yeni seyi onunla paylasma arzusundayim ama olamiyor.
o hep goruyor, duyuyor, biliyor diye dusunuyoruz, cunku baska turlusu bu aciyi mumkun kilmiyor – bu da buyuk klise.
ote yandan, onun anlattigima gulmedigi, gosterdigimi sormadigi, duyduguma tepki vermedigi gercegi, varligina emin oldugum her seyden daha kuvvetli bir sekilde yanibasimda duruyor.

7 gece 8 gunluk tatilimiz bugun bitti.

8’i yan cevirdiginizde sonsuzluk isareti.

bu demek oluyor ki, biten gunle beraber babamin sonsuzluga karismasinin uzerinden de tam 8 ay gecti…