ilk askima

Merhaba Babisko,

Sen gittiginden beri hayatin nasil gectigini biraz anlatayim istedim. Hic gecmeyecek saniyorsun basta aslinda ama gariptir, geciyor – ki bu gercek hem bir dayanak insanogluna hem de hic kimsenin atamayacagi aci bir tokat.

Senden sonraki ilk hafta biraz tuhafti, kolay degildi; daha once hic basimiza gelmeyenler geldi cunku. Bir suru prosedur varmis yapilmasi gereken mesela – detayina girmeyecegim ama devletimiz insanin tuttugu yasi hafifletmek (!) icin bir suru dosya isi yigiyor onune, onlarla ugrasirken bir bakmissin gunler gecmis. Ablam, annem, ben hepimiz birer ucundan tuttuk, yapilmasi gereken ne varsa hallettik (Ne zaman boyle dosya isi olsa sana sorardik ‘Nasil yapacagiz?’ diye, sen de hep kizardin ‘Anca gezmeyi biliyorsunuz’ diye. Ve ben tabi ki, her zaman yaptigim gibi ‘Her seyi sen hallediyorsun, bize birakmiyorsun. Sen olmasan yapardik’ diye simarirdim sana. Bak sen gittin, hemen ogrendim).

Gelen gidenimiz coktu sonra, duyan herkes geldi, yalniz birakmadilar; hepsi ayri ayri sagolsunlar.

10 gun sonra kalktik ise gittik hepimiz. ‘Gidin, iyi gelir’ dediler, ‘Allahtan hepiniz calisiyorsunuz, daha kolay olur’ dediler. Bizde gittik. Hatta bir muddet kim ne derse yaptik zaten, insan ne yapacagini bilemeyince, herkesin her dedigini yapiyor.

Sonra 15 gun oldu, 1 ay oldu, 2, 3, 4; hic anlamadan 7 ay oldu. Seni dusunmedigim tek bir gun yok, bos kaldigim her saniye aklimda sen varsin. Bazen guluyorum seni dusundugumde, genellikle uzuluyorum. İnsan hep sorguluyor biliyor musun ‘Nasil oldu da bu bizim basimiza geldi’ diye, sorunun ne kadar sacma oldugunu bile bile. En basindan beri yasanmis her olayin tekrar tekrar uzerinden gecip, bir yerde bir yanlis mi yaptik acaba diye sorguluyorsun – kendini avutma mi bu, kendini acitma mi ondan pek emin degilim.
Bana hasta oldugunu soyledigin ilk gunu hatirliyorum, salondaydik; gunlerdir tek basina doktora gidip bir suru test yaptiriyormussun, haberimiz yok. Aglaya aglaya ‘Ben kanserim’ dedin. ’99 depreminde halamla Seckin’i kaybettigimizden beri seni oyle gormemistim. İlk tedavi sureci, hastaneler, doktorlar, ilk temiz sonuc (Allahim 3 ayda 1 hastaligin seyrini ogrendigimiz o testlerin sonuclarini beklemek, iskenceden beterdi). Sorunsuz gecen 6 ayin sonunda tekrar her seye baslamamiz ve onunu alamadigimiz bir hizla senin aramizdan ayrilman.

Neyse bunlari gecelim, ev ahalisinden haberler vereyim. Annem daha iyi (sanirim). Ananem dusup omurgasindaki kemiklerden birini kirdi senden 3 ay sonra, o da onunla ilgilenirken biraz kafasi dagildi (her serde bir hayir var dedikleri bu muydu?). Biz ablamla disari cikmaya, tatile gitmeye devam ediyoruz, her seyi normalize etmeye calisarak (dunyanin en bilincli insanlariymisiz gibi davraniyoruz; yersen).

Sen gittiginden beri Zeynep Hanim’la gorusmeye devam ediyorum. Seni en son gormus kisilerden biri, o nedenle onemli benim icin kendisi. İlk bir kac gorusmede daha cok senden bahsediyorduk, artik daha hayata dair konusuyoruz (kendisinin bir plani var muhakkak). Seninle yaptigimiz bir rituel bulmami istedi benden bir keresinde, ‘Raki icsem olmaz mi?’ dedim; kabul etmedi. Bende en sevdigim anilarimizdan birini sectim: Hani ben kucukken, Pazar sabahlari ekmek almaya giderdik firina, donerken de cicek alip gelirdik. Simdi Pazar sabahlari seni ziyaret ettikten sonra firina ugrayip ekmek aliyorum, bir demet de cicek…

Tum olanlari boyle anlatinca hayat cok normal geliyor kulaga degil mi? Oldugu kadar da normal aslinda yalan degil. Ama bir de pek olmayan tarafi var.

Pazar sabahlari kahvalti sofrasina oturdugunda hayat cok acimasiz geliyor insanin gozune mesela. O sofraya bir tabak eksik koyuyoruz, 1 cay eksik ya o sofrada; bendeki eksigin tanimi yok. Olum, kahvalti sofrasinda 1 eksik tabakmis.

Sana not yazip biraktigim banyo aynasinin onundeki dis fircalari 3 tane artik, olum bir eksik dis fircasiymis.

Yilbasi gecti, anneler gunu gecti, annemin dogum gunu, benim dogum gunum, senin dogum gunun gecti bu 7 ayda. Seninle ilgili olsun olmasin, hepsinde her zamankinden fazla sen vardin. Olum, her ozel gunde en cok artik aranizda olmayani dusunmekmis, garip. (Pazar gunu secimler vardi mesela – baktiginda ne ilgisi var secimin seninle ama o gun de aklimda en cok sen vardin. Burada olsan ne kadar cok sevinirdin bu sonuclara).

Tedavi surecinde seni evde yalniz biraktigimizda gunde 3 ogun seni arayip ‘Yattin mi, kalktin mi, yemek yedin mi, mamani ictin mi?’ diye sorardim. Cok uzun bir sure daha seni aramaya calistim. Rehberde numaran hala kayitli ama aslinda yok, olum 1 eksik telefon numarasiymis.

Sanilanin aksine hissedilen en guclu duygu, ozlemek degil; yoksunlukmus (yokluk da degil yoksunluk). Baslarda pek tanimlayamiyorsun, zaman gectikce kelimeye dokuluyor icindeki garip his. Olumun tek katkisi, 1 arti duyguymus.

Sesini duymayi, doya doya seninle konusmayi cok ozledim. Ufak tefek videolarin var, onlari dinliyorum dayanabildigim zamanlarda. Sesini unutacagim diye aklim cikiyor, duyuncaysa aklim basimdan gidiyor. Her gun ozlemekten olecegim saniyorsun ama olunmuyor. Olum 1 eksik sesmis insanin hayatinda. (birileri okuyorsa bu yaziyi, sevdiklerinin seslerini kaydetmelerini oneririm hepsine. Bana soylediler ancak sesini kaydetmek, videosunu cekmek onun gidecegini kabul etmek gibi geldi o siralarda, yapamadim. Sizin sevdikleriniz hayattaysa, saglikliysa siz yapin. Kokusunu da cok ozluyorsun mesela ama onu saklamanin imkani yok; ses oyle degil. Bir muddet sonra duymak da iyi gelir, yapin).

Bir de hala daha bir yerlerden cikip gelecekmissin gibi geliyor. Ama en olmadik zamanda farkina variyorsun bunun hic ama hic mumkun olmadiginin. (200 kisilik bir toplantida mesela, sahnedeki adam, erkeklerin nasil alisveris yaptiklarini anlatiyor. Bir anda cikiyorsun o salondan, bir alisveris merkezinde buluyorsun kendini. Beraberiz, alisveris yapiyoruz. Bir tisort gosteriyorsun bana ‘Bu nasil? diye. ‘Bosver baba’ diyorum, ‘simdi almayalim’. Allah biliyor ya, o tisortu alsak da cok fazla giyemeyecegini dusunuyorum icten ice. Belki sen de ayni seyi dusunuyordun icinden, emin degilim; senin ne zaman ne dusundugunu hic bilemedim…

İste boyle babacim, hayat cok buyuk bir girdap; sen ne kadar uzak durmaya, kacmaya calissan da seni bir yerinde icine cekiyor; kapilip gidiyorsun. Buna yasamak diyorlar ama simdi dusununce pek emin degilim.

Simdi her neredeysen umarim her sey burada oldugundan cok daha guzeldir.

Seni cok seviyorum babacim, bizi merak etme…

Yorum bırakın