Kuledibi’nde oturmus, sohbetteyiz. Ardi ardina hikayeler anlatiyorsun cocukluguna dair, gulmekten gozlerimizden yaslar geliyor. Sonra Galata Kulesi’yle Kız Kulesi’nin askini anlatmaya basliyorsun. En sevdigim yerlerden biri Galata Kulesi ama hic duymamisim hikayesini.
Kiz Kulesi’ne asıkmıs Galata Kulesi ama hikayenin sonu belli, kavusamiyorlar.
Bir an farkediyorum, ben Kiz Kulesi, sen Galata. Yine de basliyoruz hikayemize, sonunu bile bile.
Kestik!
Bir apartmanin en ust katinda, ufacik bir balkondayiz. Minderleri yere atmis yildizlari seyrediyoruz. Agzimiz, ilk defa bu kadar yakin olmanin mutlulugundan mi, en sonunda bir araya gelebilmis olmanin saskinligindan mi, yoksa manzaranin guzelliginden mi bilinmez, bir karis acik. Tek bildigim buyulu bir an ve heyecandan konusamiyoruz. Elele tutusmus, arada birbirimize guluyoruz.
Kestik!
İnsan ya yolculukta ya tatilde tanirmis yanindakini. Biz sabah yola cikmis, tatile gidiyoruz (ne buyuk risk )
Kasla goz arasinda bir yerde, maviyle yesille cevrelenmisiz. Ellerimizde buz gibi biralar, kulaklarimizda en sevdigimiz sarkilar, ruzgar icimize doluyor acik camlardan. Onumuzdeki gunlerin bize ne getirecegini bilmeden hizla yol aliyoruz mechule.
Kestik!
Araligin son gunleri, bir kac gun sonra yeni bir yila girecegiz. O gece beraber olamayacagimizi ikimiz de biliyoruz. Yasanacak tek bir gecemiz var, o da bu gece. Salonda yerde oturmusuz, pikapta benim hic bilmedigim, senin cok sevdigin bir plak. Sarki bitiyor, diger plagi takiyorsun. Tekrar yanima oturmak yerine elini uzatip ‘gel’ diyorsun ‘bu sarkida dans etmeliyiz.’
Parke dosemenin ustunde, ciplak ayak, sarmas dolas dans etmeye basliyoruz, daha once kimseyle dans etmemis gibi; kirmizi rujum beyaz gomlegine bulasiyor.
Damarlarimizda dolasan alkolden degil sarhoslugumuz, hic bir zaman gercek olamayacagini bildigimiz hayallerimizden. Sarki bitiyor, oturuyoruz yine; senin az sonra sessizce aglayacagini ikimiz de hic fark etmeden.
Kestik!
Salas bir balikcida oturmus, raki sisesinde balik olmaya calisiyoruz. O gune kadar soylemedigimiz ne varsa birbirimize, o anda dokuluyor gozlerimizden. Ben hala tam emin degilim aslinda ama kalkip basimi opuyorsun; emin oluyorum.
Elele yururken eve, adimlarimiz az once ictigimiz rakinin onlara verdigi yetkiye dayanarak yalpaliyorlar. Evde sariliyoruz hic ayrilmayacak gibi, tam o anda kapi caliyor. Sonra; sonrasi sessizlik.
Kestik!
Gunes doguyor İstanbul’a; saat: erken. Kargalarin kahvalti etmesi icin bile cok erken. Olup olabilecek en guzel teraslarin birinde, sadece ikimiziz. Cok kisa bir suredir biliyoruz birbirimizi ama o an tanisiyoruz. Sen avucumun icini opup ‘bu’ diyorsun, ‘onemli’. Ben saskin, kafamda binlerce soru ama aklimdan gecenleri dile getirmiyorum. Soyle bir silkelenip, atiyorum hepsini. Basimi omzuna yasliyorum, yuzumuzu gunese ceviriyoruz.
Gunes doguyor İstanbul’a, saat hala erken.
Kestik!