korona’dayken

Sevdigimiz sanatcilar her aksam evlerinden canli yayin yapiyor, biz konserdeymisiz gibi sarkilara eslik ediyoruz. Dunyanin en onemli devlet operalarini oturdugumuz yerden izliyor, muzeleri yumusacik koltugumuzda otururken geziyoruz. Arkadaslarimizla bir takim video call’lar uzerinden gorusup hasret gideriyoruz. Gidemedigimiz spor salonlarinin yaptigi canli yayinlarla fit kalmaya calisirken, bir yandan da cesit cesit yemek tarifi, cocukla yapilabilecek aktiviteler, oze donus, meditasyon vs videolari ariyoruz. Ofiste oldugumuzdan daha cok calisiyor, asla bir seyi aksatmasin diye ugrasiyoruz. Bir yandan ne olursa olsun ani kacirmamaya calisirken, bir yandan da o anda neler oluyor hic bilmesek istiyoruz. Sonra gece yarisi twitter’a kitlenip, bugun kac kisi diye aciklama yapilmasini bekliyoruz.

#evdekal diyoruz birbirimize, sakin cikma. Mecbur ciktin mi, eldiven tak, pek bir yere dokunma, hadi dokundun hemen cantandan kolonyanı, dezenfektanını cikart, sil her seyi. Maske korur mu bilemiyoruz hala ama sen onu da al yanina, en kotu psikolojimizi koruruz diye dusunuyoruz.

Bir tanidigin izleyip de begendigi bir film senaryosu degil, eskiden okuyup da adini hatirlayamadigimiz bir kitap hic degil. Boyle karmakarisik, ertesi sabah neye uyanacagimizi  bilemedigimiz gunlerden geciyoruz. Tum bunlari bildigin biz yasiyoruz!

Ve her sey normalmis gibi davransakta aslinda olmadigini biliyoruz.

Ne zaman gececek, kimsenin bir fikri yok, basinda miyiz, sonunda miyiz belli degil?

Ben 3 gundur evdeyim ailemle. Kendim icin pek korkmasam da (bana bir sey olacagini dusunmedigimden degil, her zamanki gibi kendimi on siraya koymadigimdan) annem, ananem, ablam, cekirdek ailem ve diger tum sevdiklerim, onlarin sevdikleri icin korkuyorum. Bir de hic tanimadigim ve hic taniyamayacagim, dunyanin herhangi bir yerinde mucadele edenler icin.

Arada bir icim hop ediyor, sonra sakinliyorum. Bir takim guvendigim kaynaklardan bilgi alip, onume her dusen videoyu izlememeye calisiyorum. Uzun zamandir baslanilmak istenen kitaplar, izlenmek icin siraya konulmus filmler, yarida kalmis diziler, yagmur gibi yagan mailler ve toplantilar bir yanda, gelgitli ruh hali, anksiyete donmemesine calisilan endiseler, soru isaretleri, kalp carpintilari bir yanda, hayata devam etmeye calisiyorum.

Bir de sevgimi her zamandan daha cok hissettirmeye!

Biliyorum ki tum bu yasananlar gecip gidecek (ama iyi ama kotu), her sey eninde sonunda eski rutinine donecek ve biz o sakin, keyifli, sicak yaz aksamlarina kavusup, sevdiklerimizle uzun sofralara oturacagiz… saglikla, mutlulukla, huzurla…

 

avuntu

Sene 2012, aylardan eylül olmalı. Yeni terfi almışım. Ailecek Akın Balık’a gelmişiz, benim için bu çooook önemli olayı kutlamak için. Babam beyaz saçlı o zamanlar, olması gerektiği gibi.

Hesabı ben ödeyecektim o akşam, biraz zam da almıştım. Yemeğin sonuna doğru babam gidip fark ettirmeden ödemişti bütün hesabı. Sitem etmiştim ona; yarı ciddi yarı şaka zamanlarda yaptığı gibi ‘Hişşşt’ demiş, gülmüştü sadece. Şükretmiştim varlığına bir kez daha; her zaman yanımda olacak, beni iyi-kötü her durumda koruyup kollayacak, kızsa bile sevecek, çok konuşmasa bile anlaşacaktık biz.

Meğer bu fotoğraf çekildikten 3 ay sonra babamın hasta olduğunu öğrenecekmişiz. Teşhisi koyan doktor, ‘4. evre’ diyecekmiş, babamdan gizli onunla konuşmaya gittiğimizde. Biz inanamayıp ‘Nasıl olur?’ diye sorduğumuzda ‘Çok hızlı ilerleyen türden, en fazla 6 ay olmuştur başlaması’ diye anlatacakmış durumu.

Sonra günün birinde fotoğrafı bulduğumda hatırlayacağım, babam burada hasta. İçinde onu kemiren, yavaş yavaş öldüren bir şey var ve biz, hiç birimiz farkında değiliz. Halimizden memnun, şimdi benim için dünyanın en önemsiz olayını kutluyoruz mutlu mesut.

O gittikten sonra dediler ki ‘O aslında burada, senin hep yanında. Seni izliyor, sen sevinince çok mutlu olup; sen üzülünce içi kan ağlıyor’.

Beni görüp göremediğini, ben ağlarken neler hissettiğini bilemiyorum şimdi. Ama bildiğim bir şey var, o bir şekilde hep yanımda. Başka başka olaylara hayıflanırken ben, bir anda karşıma çıkıyor, bir şarkıyla, bir tavırla, bir sözle, bir gülüşle.

O zaman çektiğim bütün acılar, sıkıntılar değerini yitiriyor, gözümden alan yaşlar kuruyor. Ben diyorum ‘Babamı gömmüşüm, onu kabullenip, yaşamaya devam etmişim. Şimdi bunu mu atlatamayacağım, elbet atlatırım. Yine ayağa kalkar, yine yürürüm yolumda.’

Bir babanın ölümü avutur muymuş insanı, avutuyor öyle zamanlarda işte…

 

IMG_3420

son bakış

Vedalaşamadık seninle, uzaktan bir el salladık birbirimize hepsi o. Bir sürü günümüz var sandık, daha çok görüşürüz ne de olsa. Yokmuş, bilemedik.

Hem bir daha görüşecek olsak bile sıkı sıkı sarılmak lazımdı. İnsan kimi, bir daha, ne zaman göreceğini bilemezdi ki. Sırf o yüzden sımsıkı sarılmalı, öpmeli, koklamalıydık her ayrılışımızda; yapmadık.

Her zaman ki gibi çok güvendik kendimize, bitmeyiz sandık.

Ben ‘sabah çalar ne de olsa telefonum’ diye düşündüm, sen kimbilir içinden neler geçirdin.

Çalmadı ertesi gün telefon. Çok yoğundum ben de, arayamadım. Akşam oldu ‘ammaann’ dedim, ‘ her gün beraberiz ne de olsa, bugün olmasa yarın’. Sen de benden bekledin belki, bilemedim.

Halbuki hayattı bu, belli olmazdı. En olmadık anda hiç beklemediğin gelirdi başına. O gereksiz rahatlık sarmıştı bizi, önemsemedik.

Ha bugün, ha yarın arar diye diye geçti günler. Sonra her çalmayan telefon sinirlendirmeye başladı beni; ‘ne kadar zor olabilir aramak’ diye düşünür oldum. ‘Altı üstü bir telefon, isteyen neler yapmaz, istemiyormuş demek’ diye de ekledim peşine. Böyle düşündükçe ben de aramadım.

Halbuki ikimiz de biliyorduk, bu işin sırası yoktu. Bugün sen, yarın ben olurduk. Ama yapmadık, baş belası kibrimizi koyduk her şeyin önüne.

O günün üstünden kaç gün geçti bilmiyorum. Aslında içten içe hala bekliyorum. Ah o kahrolası gururum, izin vermiyor seni aramama. Ama sen arasan, bir sesini duysam, geçecek her şey, unutulacak bu kadar zaman, bitecek bu ayrılık biliyorum.

Sonra da iflah olmaz umudum çalıyor kapımı, ‘vedalaşmadığımız için belki de hiç ayrilmadık’ diye düşünüp kendi kendimi avutuyorum.

 

daginik

Gecenlerde ablamla yazlikta oturdugumuz bir aksam konu donup dolasip yine sana geldi.

Mesela dedim simdi elimdeki cay bardagini yere atip kirmak, sonra da deliler gibi tepinmek istiyorum. O da sen de az degilsin bana soyluyorsun ama senin de kafandan sacma sapan seyler geciyormus dedi.

Hakli, benim kafamdan gecenler muhtemelen onunkinden gecenlerden daha tehlikeli.

Cok uzun suredir film kareleri var hayatimda, hani kahramanimiz karsisindakiyle konusurken onun kafasini patlattigini gorur ama aslinda sakince dinlemektedir ya, aynen oyle kareler.

Mesela hayalimde salincakta basasagi sallaniyorum, kafam yere surtup duruyor. Is yerinde oturmus calisirken bir anda telefonu firlatip, butun masayi deviriyorum. Alisveris merkezinde baba diye aglayan cocuk gordugumde, tutup onu deliler gibi sallamak istiyorum.  Karsima gecip acimayla karisik bakan herkese git basimdan demek ya da cok onemsiz sorunlarini anlatanlara bir tokat atip, hayattaki en onemli sey senin sacmaligin diye bagirmak istiyorum. Her gece sabahlara kadar icip icip dagitsaydim mesela, cok kolay olurdu oylesi. Evde, iste, sokakta teror estirebilirdim kimin ne diyecegini umursamadan.

Zamanla donusecek diyorlar ya (bu da ayri bir konu, gecmeyecek donusecek) ben uyuyayim, uyanayim donusmus olsun istiyorum, kac yil uyumam gerektigi onemsiz. 5 yilsa bu, 5 yil sonra baslarim ben? Hayattaki hersey devam etmis olsun o da sorun  degil.

Bunlari yapmami engelleyen oto kontrolum olmasa (ki bugune kadar baska konularda da bir cok seyi yapmami engellemistir) coktan bir hastaneye yatirilmistim bence. Gerci akil sagligimi koruma yetkilime boyle seylerden bahsettigimde normal diyor, hissettigimin bu kadar normal olmasina deliriyorum bu sefer de.

Kafamdan bunlar gecerken ben sakince gulup, cayimi yudumlamaya devam ediyor ve surekli icimden tekrar ediyorum: Bunlar cok normal Gizemcim, zamanla donusecek.

Bilmiyorlar ki zamanla donusen sadece duygular degil, biziz; benim. Bir daha hic bir zaman 2 yil onceki Gizem olmayacagim. Birak 2 yili, 1ay onceki Gizem bile olamayacagim. Bir daha hic o kadar huzurlu, mutlu ve guvende hissetmeyecegim kendimi. Evet yine huzurlu, mutlu ve guvende olurum ama o da donusmus olacak.

Sen gittiginden beri icimdeki medcezirler degme okyanuslara tas cikartir. Tsunamiler yasiyorum sanki. Kendimi alip alip uzaklara goturup, gunler sonra kiyiya geri puskurtuyorum.

Aklimin aldigini gonlum, gonlumun aldigini aklim almiyor. Bazen ne aklim ne gonlum kaliyor ortalikta, kocaman bir bosluk oluyorum. Su bulundugumuz evrenden daha buyuk bir bosluk.

Bir gun iyi kalkiyorsam yataktan haftada, geri kalan 6 gun kotu kalkiyorum; cunku zaten haftada en fazla 1 gun iyi bir sekilde uykuya daliyorum. Geri kalan gunler uyumaya calismakla geciyor. Mesela ben kendimi bildim bileli her gece hayal kurarak uykuya dalardim. Aptal asik hayalleri de olurdu icinde, isle ilgili guzel gelismeler de, hayatimda hic gormedigim ulkelerde gezindigim de. Hayatimin en buyuk hayalkirikligini yasadigim o gunden sonra hayal de kuramiyorum. Yatakta dort donup, artik bir noktada yorgunluktan baygin dusup oyle uyuyorum.

Icimde kimseden cikartamadigim bir hirsim var, kimseden cikartmaya da ugrasmiyorum. Muhatabi yok, nedeni yok cunku. Sadece bazen herkes hayatina devam ediyormus ve ben yerimde sayiyormusum gibi geliyor; dahasi bugunlerin gececegine olan inancim her biten gunle beraber guclenecegine, azaliyor.

Yine de oyle olmadigini biliyorum, herkesin kendi derdinin oldugunu, atesin dustugu yeri yaktigini bilecek kadar buyudum bu hayatta. Evet bazilari onemsenmeyecek kadar kucuk ya da onemsenmemeli ama insaniz, onemsiyoruz (belki de en buyuk hatayi burada yapiyoruz, zerre onemsemememiz gerekenleri onemseyerek). Gunumuzde zaten hayatimiz gosterdigimiz kadar, derdimizi anlatmayi da beceremiyoruz, nasil gidiyor diye soranlara da gulluk gulistanlik deyip geciyoruz.

Gittiginden beri hic bir seye karsi bir heyecan duymuyorum. Bir suru sey aliyorum, bir suru yer geziyorum, yapana kadar cok guzel olacagini dusunuyorum ama yaparken aslinda dusundugum gibi beni mutlu etmedigini farkediyorum. Kacma istegi icimde surekli ama nereye kacarsam kacayim ondan kacamiyorum, bir ondan bir yalnizliktan. Cok yalnizim be Atam diye aglayan Kadir İnanir’dan daha yalniz hissediyorum kendimi… Nereye gidersem baska bir yerde olmak istiyorum.

Tum bunlari sakince icimde yasamaktansa olumune yoruluyorum.

Ne zaman boyle hisssetsem yeni film kareleri gozumun onune geliyor. Soguk bir kis gunu bir kadeh raki dolduruyorum kendime, sonra hirkami atip omuzlarima balkona cikiyorum. Bir elimde rakim diger elimde sigaram.

Icimdeki efkarla sigaranin dumanini yer degistiyorum. Kederim, rakidaki buzun icinde. O eridikce kederim de eriyip yok olur diye dusunuyorum.

Bir yudum raki, bir firt sigara. Bir damla keder, bir nefes efkar.

Rakiyla sigara bitiyor, yeniden dolduruyorum kadehimi, yakiyorum sigarami. Ama ne kadar icersem iceyim, seni geri getiremiyorum…

hayalperestim, güzel hayaller peşimde

 

En başta, daha hikayenin ilk sayfalarındayken, aynı ortama girdiğimizde etrafımızda bizden başka kimsenin kalmadığını düşünürdüm. Yanyana olmasak da, başka şeylerle ilgilensek, başka konuşmaların içinde olsak da sanki ben sadece seni, sen de sadece beni görürdün.

Acaba ‘o da burada mı’ diye bakınmamız, orada olduğumuzu anladığımızda aslında hiç önemli değilmiş gibi etrafımızdakilerle ilgilenmemiz ama her fırsatta gözlerimizin buluşması, yanyana geçerken kimseye fark ettirmeden ellerimizin, kollarımızın birbirine değmesi, ikimizden biri ortadan kaybolduğunda diğerimizin ‘nereye gitti acaba’ diye etrafı kolaçan etmesi, geri döndüğümüzde tek kelime etmeden ‘geldim, buradayım’ diye kimselere belli etmeden sessizce anlaşmamızdı bende bu garip hissi yaratan.

Galiba insanin başına gelenler, bazen de sanmaları, kendi kendine kurduklarına körü körüne inanması, olmayacak duaya amin demesi yüzünden. Hayalperest, az biraz saf, hatta biraz da şizofren diye düşünün farketmez, olanlar bazen de insanın o hayali çok ama çok istemesinden.

Benim başıma gelenler, mutlu olacağımı düşündüğüm dünyayı yaratıp, içine en başta seni koymam yüzünden. Sen yanımda olsan her şey ne kadar yolunda olurdu, dünyadaki en huzurlu insanlar biz olurduk diye düşünmemden hep. Bir de bu kadar güçlü hissettiğim bir şeyin tek başına yaratalamayacağına olan inancımdandı olan bitene ‘gerçek’ demem.

Sayfaları çevirdikçe anladım ki olay öyle değil. Etraftaki herkesi silip, sadece seni bırakan benmişim. Sana ederinden fazla anlam yüklememdenmiş yaşananlar (ya da yaşanamayanlar). Aynı hayallerin insanları değilmişiz meğer. Sen kendi dünyanda başka hayaller kurup, başkalarına anlamlar yüklemişsin.

Bunu çözdüğümden beri vazgeçtim senden, seninle ilgili hayallerimden. Yeni bir dünya kurdum, içine başka hayalleri, başka insanları koydum. Yine yanılıyorumdur belki, kim bilir. Belki bu hayaller de yıkılır, ben yine enkaz altında kalırım. Ama olsun, bir kere çıktıysam oradan bir kez daha çıkarım.

Peki sen, benim kadar güçlü müsün olmayacak hayallerin peşinde sürüklenirken?

 

kabullenme 

saat; gece yarisindan sonra bir saat, salonda, yerde oturuyoruz… pikapta daha once hic duymadigim sarkicilarin hic bilmedigim sarkilari.

kucuk bir cocugun yeni oyuncaklarini eve gelmis misafirlere gosterirken takindigi tavir var ustunde; hafif simarik, biraz saskin, cokca heyecanli. neyi calacagini bilemiyor, bir sarkidan digerine geciyorsun.. nesen bana da bulasiyor, agzim kulaklarimda, siritip duruyorum. bir ara elimden tutup ayaga kaldiriyorsun alelacele, ben ne oldugunu anlamadan. ‘bunda’ diyorsun ‘dans etmeliyiz’ 

ellerim boynunda, ellerin belimde, basimi omzuna yasliyorum, basini boynuma koyuyorsun, donup duruyoruz. hissettigim sey, ne sevgi, ne ask, ne tutku, ne sehvet. cok daha derin, cok daha onemli, cok daha bulunmaz. hissettigim sey; huzur! 

kucuk bir cocukken pazar sabahi kalkip en sevdigin cizgi filmi izlemek gibi.

buyukannenin mis gibi, yumusacik kurabiyesini yemek gibi. 

cok sevdigin ilkokul ogretmeninle yillar sonra karsilasmak gibi.

evden kacmis kedini alt sokakta bulmak, sahil kasabasina kurulmus lunaparktaki gondola binmek, firindan yeni cikmis, sicacik ekmegin ucunu kopartip agzina atmak, en sevdigin kitabi tekrar tekrar okumak, cocukluk arkadasinla yok yere kustukten sonra barismak gibi huzurluyum.

babam geliyor aklima o sira. onunla da cok guzel dans ederdik biz, babam cok guzel dans ederdi. onun kollarindayken de huzurluydum ben, seninle oldugum gibi. sonra, ‘kizlar babalarina benzeyen adamlara asik olurlar’ klisesi geliyor aklima, icten ice guluyorum; sen babama hic benzemiyorsun ki. (cok sonra farkettim ona benzedigini. bana bilmedigim seyleri ogretmene olan hayranligim, babamin ogretmen olmasindandi belli ki).

babamla ilgili hatiralar birbirini kovalarken beynimde, an’a donuyor sana daha siki sariliyorum. calan sarkiyi mirildaniyorsun kulagima, ayagina basiyorum yanlislikla, sebepsiz kahkahalar atiyoruz: ‘iste bunlarin hepsi alkol!’ kafamiz oyle guzel ki sabaha bunlari hatirlamayacagiz bile – tabi ki ben hep hatirliyorum – lanet olsun ki ben hic unutmuyorum. 

kac sarki dondu plakta bilmem, bir zaman sonra oturuyoruz. sen hala dinletemedigin diger sarkilarin derdinde secim yapmaya calisiyorsun, benim icinse yanyana olduktan sonra ne yaptigimizin bir onemi yok. kimin soyledigini hic hatirlamadigim bir sarkiyi dinlerken ‘bunu sen soylemelisin’ diyorsun aniden. sesim kotudur benim, ‘sacmalama’ diyorum saskinlikla ama sen ciddisin, israr ediyorsun, beraber bagira cagira sarki soylemeye basliyoruz bu sefer de.

bir ara yine elimi tutup ‘mutlu musun?’ diye soruyorsun; basimi salliyorum evet anlaminda ‘ya sen?’ ‘daha iyi bir an olmadi’ diye cevap veriyorsun; gozlerinden okuyabiliyorum, gercekten olmamis. aklim, kalbim, duygularim hepsi icice yine, sesimi bile cikartamiyorum; sense surekli anlatiyorsun. sanki susarsan her sey bitecek, bu gece hic yasanmamis olacak, sen ve ben ‘biz’ olamayacagiz…

gokyuzu siyahtan maviye donerken yarim saat onceki halinden eser yok, yuzunde sirlari ortaya dokulecek bir cocugun endisesi. gun agarmaya basliyor agir agir; gecenin sakladiklari gun yuzune cikmaya hevesli. 

bir ara agladigini fark ediyorum. benim gordugumu anlayinca elimi tutup ‘pardon’ diyorsun. gozlerinin icine bakinca anliyorum ki sadece agladigin icin degil bu ozur.

tum olanlar ve tum olamayacaklar icin. 

tum yaptiklarin ve tum yapamadiklarin icin.

tum yasanmisliklar, tum yasanmamisliklar ve geriye kalan her sey icin. 

sabah agladigini hatirlamiyorsun, bense unutmuyorum – tabi ki hic unutmuyorum – lanet olsun ki hep hatirliyorum. 

seni son gorusum o gun oluyor, bir daha senden haber alamiyorum. 

neden olmadi(k) hic bilemedim ama artik – en azindan – anliyorum.

ve eger duyuyorsan beni, bunca zaman sonra, ozrunu kabul ediyorum…

anneler yalniz kalinca nereye gider?

 

bir gun uyaniyorsun ve sol yanin artik yok. bir daha da geri gelmeyecek.

 

annemle babam 37 yillik evlilerdi babami kaybettigimizde.

37 yil boyunca hic ayrilmadan ayni yatakta uyumuslardi. hatta babamin tedavi gordugu, mikrop kapmamasi gereken gunlerde annem grip oldugu icin benim odamda yatmak istedi de babam izin vermedi; yine yanyana uyudular.

iyi gunde, kotu gunde, hastalikta saglikta, kuslukte, barista her daim, her an yanyanaydilar sizin anlayacaginiz.

ustelik onlarin hikayesi eskisehir’in hamidiye koyunde, ilkokul 5’te baslayan bir hikaye; 37 yildan oncesi de var. cocukluklari beraber geciyor, beraber buyuyorlar. butun aile tanidik bildik. teyzemle halam, annemle babam sinif arkadasi ogretmen okulu’nda.

babam haylaz bir cocuk kucukken, tutana askolsun. annem sessiz sakin. lise yillari 70’ler; babam donemin modasini yakin takipte saclar&favoriler uzun, gomlegin ilk 3-4 dugmesi acik, haylazliktan delifiseklige terfi etmis. annemse, ipincecik, bebek yuzlu, yesil gozlu, her daim zarif bir genc kiz. birbirine zit iki kutuplar, ustune ustluk annemin en yakin arkadasi babamin sevgilisi o zamanlar.

ama babamin akli annemdeyse demek, anneme gorucu gelecegini duyunca bir gun onceden babaannemi annemlere yolluyor. annemin de kalbi babamdaymis ki anneanneme ‘necat’a varacagim’ diyor.

ve biri 19 digeri 20 yasindayken evleniyorlar. daha kendileri cocukken 1 yil sonra da ablam dunyaya geliyor (benim aileye katilmamsa ablamdan 7 yil sonra. ilkokula baslayan ablamin ‘butun arkadaslarimin kardesi var benim neden yok’ diye aglamalarina cok dayanamamis annemle babam. her ne kadar kendisi beni uzun yillar ‘seni cingenelerden aldik’ diye kandirsa da, hayatta ve bu ailede olmamin en buyuk sorumlusudur)

mezun olduklarinda babamin tayini erzincan’in bir koyune cikiyor ve 3 yil boyunca orada yasiyorlar. simdiki sartlarin bile ne kadar zor oldugunu dusunursek oralarda, 35 yil once yasadiklarini hayal etmek cok da zor degil.

sonra ver elini istanbul. ikisinin de tayini okmeydani’ndaki istiklal ilkokulu’na cikiyor (o okulda sadece ana sinifina gitmis ama okula dair guzel anilarimin cogu da oraya aittir).

o gun bugundur de istanbul’dayiz.

cocuklari buyut, okula gonder, onlara iyi yasam kosullari sagla diye diye yillarca calistilar. tabi tek cocuklari da biz degildik, 35 kusur yillik ogretmenlik hayatlarinda yuzlerce cocuk buyuttuler (babam hastalandiginda bile emekli olmadi, ‘iyilesir giderim’ dedi, her tedavisinden sonra da kostu cocuklarina ama bir yerden sonra gucu yetmedi).

 

kimsenin birbirinin yaninda 37 gun bile durmaya tahammul edemedigi gunumuzde, 37 yillik evlilikleriyle cok buyuk bir ornek annemle babam bana.

hic bir seye katlanamayan, hic bir olumsuzluga gelemeyen, en ufak sorunda karsi tarafi suclayan, arkasina bakmadan giden, anlamaya calismayan, sabretmeyi bilmeyen, sozde iliskilerin yasandigi bugunlerde, onlarin aski ‘tek’ bana.

fedakarligin, sevginin, emegin, her turlu kosulda yanyana durabilmenin, isteyince yapilabileceginin, kirsan da kirilsan da bir orta yol bulunabileceginin, sadece iyi gunlerinde degil, asil kotu gunlerinde yaninda olabilirsen o zaman ‘gercek’, o zaman ‘sahici’, o zaman ‘hayat arkadasi/yoldasi’ olundugunun en buyuk kaniti onlar benim icin.

o yuzdendir ki babam gittikten sonra en cok anneme ne olacagini dusundum. kendimden, ablamdan fazla ‘annem’ dustu aklima, icime.

bir gun uyaniyorsun ve 37 yildir her gun yanyana uyudugun adam yok; gogsunun sol yani dolu da yatagin sol yani bos.

nasil uyur, nasil uyanir insan ki?

babam gideli 15 ay oldu ve benim aklimda surekli bu soru…

 

not: annecim, hayatimda gordugum en guclu kadin; seni cok ama cok seviyorum!

bir ayriligin anatomisi

bitti.

belki yuzyuze, belki kisacik bir mesajla, belki telefonda bagiris cagirisla, belki seve seve, belki istemeye istemeye, belki nedenli, belki nedensiz, belki hakli, belki haksiz.

bir iliskinin daha sonuna geldin, bir donem daha sona erdi.

 

ilk bir kac saat:

telefon rehberinde ‘askim, balim, bocegim’ diye kaydettigin ismini degistir (ya da ayrilmanin dozuna gore rehberden sil)

atilmis ne kadar mesaj, saklanmis ne kadar konusma, mail varsa sil!

sosyal medya hesaplarindan sil (yetmediyse engelle!)

yakin olan bir kac dosta haber sal, anlat, icini dok. onlar da iliskilerini kessinler derhal onunla.

telefondaki resimleri sil, sil, sil! (yok silme, buna hazir degilsin, onlar bir muddet daha kalsin).

 

ilk gece:

sabaha kadar agla (hatta az once silemedigin fotograflara bak bak agla).

 

ilk bir kac gun:

yemek yok, uyku yok, dalginlik ve halsizlik cok.

‘oyle olsaydi, boyle olurdu’, ‘soyle deseydim bitmezdi’, ‘ne dedim de gitti’, ‘ya ama simdi neden bitti’ diye diye kendini ye bitir.

iyi hatiralarinizi dusun agla; kotu anlariniz gelsin aklina kufurlerini art arda sirala.

alinan hediyeleri, gonderilmis cicekleri, ustunde yazan notlari gozunun gormeyecegi, elinin ulasamayacagi, kalbininse unutamayacagi bir yere kaldir (hic cicek gelmediyse, otur bir daha yan derdine!).

 

ilk haftasonu:

arkadaslarla kendini disari at.

ohhh be dunya varmis degil mi, ne kadar da ozlemissin dostlarla keyfi! iyi oldu iyi, yalnizlik en guzeli. (gecenin sonu: gecenin basinda hesapsizca yuvarladigin raki kadehinin icinde aglarken bulursun kendini)

 

 

aradan gunler haftalar gecmeye basladikca;

radyoda sizin sarkiniz caldiginda radyo kanalini degistir,

beraber gittiginiz yerlerden uzak dur; karsilasiriz belki deyip surekli oralarda dolanmayi kes,

ortak tanidiklarla konusma bir sure, haber alma, duyma, bilme…

 

ilk bir kac haftayi atlatinca tamamdir, bundan sonrasi daha kolay olacak.

zamanla azalacak, zamanla daha az acitacak ve biliyorsun ki yine her sey olacagina varacak.

ama icinde seni rahatsiz eden bir sey var; degil mi? hani nasil desem, ‘yarim kalmislik hissi?’

bazi insanlar vardir yarim biraktiklari her sey yuzunden eksiktir yasamlari; eger onlardansan sen de, ayrildiktan sonra en cok o kemirecek icini.

 

paylasilacak anlar, biriktirilecek anilar, atilacak kahkahalar, dokulecek gozyaslari, soylenecek sevgi sozleri, opulecek dudaklar, sarilacak kollar, icine cekecegin kokusu…

gidilecek yerler, izlenecek filmler, icilecek rakilar, saraplar…

edilecek danslar vardi sarmas dolas, yazin dugunlere katilacaktiniz beraber (hatta bazilarina usenip katilamayacaktiniz)…

puzzle almistiniz, ona baslamadiniz daha. bir de mutfagin lambasi degisecekti.

ya o ufacik kedi, ona kim bakacak simdi?

evde vereceginiz partilere ne demeli; arkadaslariniz gelecekti, onlari agirlayacaktiniz sabahlara kadar, kutlayacaktiniz her guzelligi.

bir suru tatil de planlamissinizdir; planlamadiysaniz bile beraber gitmek istediginiz bir suru yer vardir, illa konusulmustur. e kim kiminle gidecek simdi?

 

bu ve benzerleri; aklinda, kalbinde olup da yapamadigin her sey rahatsiz edecek seni.

ama belki; belki de iyidir bu yarim kalmislik hissi.

cunku bilirsin ki, gunu geldiginde bu melankoli halinden cikip ayaga kalkacak ve tamamlayacaksin hepsini. ne de olsa yarim birakmazsin sen hic bir seyi.

 

gec kalmis yeni yil yazisi

ne yilmissin be 2015, hic kimse mi sevmez seni. sagim solum onum arkam senden hazzetmeyenlerle dolu. ben de emin degilim sana karsi olan hislerimden. pek ciddi dusunmemistim gerci seninle ama bir sansi da esirgememistim yine de senden.

simdi donup gecen 12 aya baktigimda, son 1,5 ayini saymazsak, iyi misin kotu mu hala karar veremiyorum. bir yazayim artilarini eksilerini de oyle karar vereyim; hemen sonuca varip da yargisiz infaz yapmayayim…

tek bir kelimeyle anlat deseler seni, ‘babamsiz’di derim – babasiz degil yanlis anlasilmasin. aldigim her nefes, atan her kalp atisinda yanimdaydi ama adi ustunde, ilk yildi, bocaladim. alistim alisamadim. kah uzuldum kah sevindim.
yasamayi sevdim, yasamaktan nefret ettim. iki arada bir derede dolanirken daha once hic bilmedigim hisler kesfettim.
sapkami onume koydum kendime baktim. bakarken bazi hayallerimden vazgectim, yerine yenilerini hayal ettim.
kalbimi elime aldim, sesini dinledim.
mantigimla duygularimin yerini degistirdim, olmadi. aklimi kalbimin onune koydum, gitmedi. aklimi biraktim, kalbim kabul etmedi. en sonunda ikisini yanyana koydum, huzur buldum.
hic gormedigim ulkelere gittim sonra. yeni arkadaslar edindim, eskilerden bazilarini kendi icimde bitirdim.
dua ettim, her gece dua ettim. bazi geceler dua ettigim kadar isyan da ettim.
sorguladim, aklimdaki tum sorulardan vazgectim. anlayamadiklarim icin agladim; anladiklarimi kucakladim.
hak ettiklerim de oldu bu bir yilda, haksiz yere maruz kaldiklarim da; engelleyemedim. bazi seyleri engelleyemeyecegimi farkettim.
sevdim, sevildim. kirildim, arada istemeden de olsa kirdim.
yazdim.
icimden geldikce, canim sıkıldıkca, icim almadikca yazdim. bazilarini kendime sakladim, bazilarini sildim, bazilarini pismeleri icin bir kenara kaldirdim.
hata yaptim, bazi hatalarimdan ders aldim, sonra yine ayni derslerden sinifta kaldim.

 

en son asik oldum, cok cok asik oldum…

simdi boyle siralayinca alt alta, farkettim ki ‘iyi ki’lerim ‘keske’lerimden cok aslinda.
tekli yillarla aram pek olmasa da, yasadigim 30 yilda, guzel hatirlayacaklarimin arasindasin.

iyi ki vardin 2015, 2016 daha da iyi olsun, seni aratmasin…

mutlulugun resmi

sanki icten ice korkuyorsun benden, ‘ne yapacagi belli olmaz, karışık biraz’ diye dusunuyorsun sanki. karısık degil de, bir parca karmasigimdir belki.
zor geliyorum sana muhtemelen, ‘ugrasilmaz bununla’ diyorsun. uzaktan bakildiginda oyle gibi gozuksem de, kolay biriyimdir aslinda.
oyle basit hayallerim var ki ikimize dair, inanamazsin. biraz anlatayim da korkularin azalsin.

bir yuva istiyorum mesela (ev demedim fark ettiysen, parayla satin alinabilecek bir sey degil bahsettigim). kucuk buyuk fark etmez, tapusunun kime kayitli oldugu da hic onemli degil. ‘bizim’ olsun sadece, kapisini kapattigimizda ikimizin kaldigi; bir de sicak olsun ici, cok usurum de ben.

varsin tek koltugumuz olsun, hep yan yana olalim; ayaklarimi senin kucagina uzatip, gunun yorgunlugunu atayim. sen isten gelince dizime koy basini, anlat tum olanlari. canini sıkanlari, yolunda gitmeyeni anlat. ben sacini oksayayim, gecsin hepsi, orada oylece uyuyakalalim.
film izleyelim beraber, basimi omzuna yaslayayim, sen bana kocaman saril. hangi filmmis, turu neymis onemli degil; sirf sen seviyorsun diye bilim kurgu seceyim bazen, bazen de benim gonlumu yapmak icin sen romantik komedi koy, bos bos bakip kafamizi dagitalim. ikimiz de izleyemeyiz korku filmi ama bazen deneyelim ‘bu o kadar da korkunclu degilmis’ diye, sonunu – tabi ki – hic goremeyelim.

sonra soyle kucuk bir mutfak, camindan kiraz agaclarinin gozuktugu. yemekleri beraber hazirlayayim yalniz, ben o konuda pek iyi degilim; cok usenirsek de kosedeki durumcuden 2 adana soyleriz.
pazar kahvaltilari bende ama, merak etme. uykuya duskun oldugum kadar kahvaltiya da duskunumdur. benden once uyanip da surpriz yapmak istersen gerci o da kabulum, uyku taklidinde hic fena degilimdir.

uyumak demisken, kocaman bir yatak odasina, yedi kapili dolaba da ihtiyacimiz yok. yumusacik bir yatak, basucumuzda bir komodin, ustunde de bir lamba; yeter. yatmadan once 1-2 sayfa kitap okuruz, ben hemen mayisirim zaten, sen isigi kapatirsin, birbirimize sarilip uykuya dalariz. bir de unutmadan, yanimizda 1 bardak da su olsun. karanlik onemli degil de, su olmadan uyuyamam ben – korkular yuzunden kalan eskiden.

zor degilim, cok basitim dedim ama 1 tane sartim var, balkon olmazsa olmaz. ufak bir masa, iki de sandalye bir koseye, diger koseye de cicekler – kisin iceri almak lazim onlari yalniz, sogukta donmasinlar. havalar isinmaya baslayinca yavas yavas balkona atariz kendimizi. once guzel bir kahvalti, sonra soooyle bol kopuklu turk kahvesi (bunlar da benden). ogleden sonra gunes vurur, sicaktan kacip iceri geceriz. gun batmaya yakin cikariz yine, bir sofra kurariz, birer kadeh de raki derken, bir bakmissin yine sabahi etmisiz – fonda muzeyyen.

nasil, hala o kadar zor muyum gozunde? sen biraz dusun tasin, hemen gelme. ben buralardayim bir muddet daha, yanimda hayallerimle…